Selam Dünya! Biz Delirdik! – İkizler Yeniayı

Delirmiş gibi uyandım. Zihnimde hiçbir şey yerinde durmuyordu, karmakarışıktım. Geçmiş ile gelecek birbirine girmişti, ben ile zihnim birbirine girmişti. Sinir sistemim altüst olmuştu ama gülüyordum. Giyindim ve kapıdan çıkarken delirmiş yanımı evde bıraktım. Herkese selam verdim. Hayır, kimseye selam vermedim. Çünkü kimse hak etmiyordu selamımı. Öfke vardı içimde, insanlara karşı. Sevgi vardı içimde, insanlara karşı. Kalabalıklar içinde yürürken aklımdan geçenleri bilseler yanımdan yürümezlerdi, yürümesinler! Onlar yüzünden bu haldeyim, kendimi ne zaman ifade etmek istesem, susturuldum. Oysa sabah haberlerde duyduklarım öylesine üzmüştü ki beni, acımıştım Dünyanın böylesine delirmesine. Bir dakika!  İnsanlar bana acıyarak bakacak diye mi kendim olamıyordum yoksa? Delirmiş yanımı her gün evde bırakıyordum, oysa her parçamı kabul etmeden, daha kendim kabul etmezken, insanlar beni neden kabul etsin ki? Eve döndüm, insanların delirmek diye anlamlandırdığı ve beni de buna inandırdıkları yanımı aldım ve kapıyı bu sefer kendim gibi açtım. Selam Dünya!

Farklıların olabilir, kimseye uygun da olmayabilir bu farklılıklar.

Akrep Dolunayı – Yabancı Kuyu

Bilinmeyenden korkuyordun en çok, bilinmezliğin yarattığı kaygı ve geleceğin bir türlü kafanın içinde şekillendiği gibi olmaması yabancılaştırıyordu yaşantına seni. Dönüşmekten korkuyordun, çünkü alıştığın bir benlik vardı. Kabul edilmemekten korkuyordun, karanlığının görülecek olmasından korkuyordun, görünür olmaktan korkuyordun. Çünkü kabul görülmediğin her an, her kişi,  kendini zaten ait hissetmediğin bir dünyada daha yalnız hissettiriyordu. Ya karanlık dediğin o yanın ortaya çıkacaktı, ya da oynamaya devam edecektin. Ya yabancı bir yerde, yabancı bir kişilik ile yürümeye devam edecektin ya da ‘ben buyum’ deme cesaretin ile yücelecektin.

Sana ait olmayan bir benliğini öldürürken, kendini yeniden doğuracaktın dünyaya. İşte o an, şimdi. Karanlık dediğin yanının kötü olmadığını, aslında bilinmeyen olduğunu ve ortaya çıkmadan ne olduğunu bilemeyeceğine karar verdiğin an. Oynamayı bırakır mısın? Bir süreci bitirmeden, diğer süreci başlatmaya çalıştığının farkında mısın? Süreci bitirme cesaretini gösterir misin? Çünkü, bitirmediğin ve kapısını açık bıraktığın her süreç ve bunun üstüne yeni eklenen her süreç sırtına bir yük olmaya devam etmekte.

Yeni Süreç – Senin Başlangıcın.

Kendi hikayene tanımadığın kahramanlar koydun. O kahramanlar merdiveni çıktı ve gitti, senin hikayeni terk ettiler, sana sorma gereği bile duymadan. Bazılarını ise hayalinde kurduğun kahramana benzemedikleri için sen kovdun hikayenden. Bıraktıkları boşluğu, başka kahramanlar ile doldurdun.. Bunca zaman. Şimdi ise kendi hikayenin kahramanı olmanın zamanı, çünkü baştan beri o boşluk seni beklemekte. Çünkü o boşluk senden başkasıyla dolamaz.

Geçmişin peşinden koştuğu, paçandan tuttuğu, ‘beni bırakma’ diye bağırdığı bir süreçtesin. Çocukluk günlerinden, bugüne kadar gelen sen ile bugün olan sen arasındaki kapının kapandığı ve hangi tarafı seçmen gerektiğini bilmediğin bir yerdesin. Belki de ilk kez kendin için bir şey yapacağın, daha önce yapmaktan çekindiğin, çünkü sana ‘yapmaman’ gerektiğini söyleyen kişilerle çevrildiğin, yapmaman gerektiğini söyleyen zihninin, korkularının olduğu ancak bugün hepsini yeneceğin yerdesin. Ailene suç buluyorsun belki, olduğun yeri hak etmediğini düşündüğün için, belki kendini yargılıyorsun. Bunların hepsi geride kalıyor. Kalmalı. Çünkü bugün kendin olma yolunda ilk günün.

Bugün geçmişe set çekeceğin,

Dolunay – Bıraktığın İz

Sabahı bir türlü gelmeyen gecelerden birinde kendine söz verdin. Gece sözlerini aldı ve bekledi. Ancak sabaha uyandığında sözlerin gecede kaldı, yerine getirmeye niyetli değildin, güçlü hissetmiyordun ve getirmedin. Kendine verdiğin sözler, hayatının düzeni karşısında bir kez daha yenilmişti. Bu geceyi defalarca yaşadın, sabah farklı biri olarak uyanmak için sözler verdin. Ne hayatın değişti, ne dünya değişti, ne de düzenin. Sonra bir kriz anı geldi, kaçtın. Bir kriz anında ne yapacağını bilemedin, kaçtın. Huzurunun bozulduğunu hissettiğin her an kaçtın, oysa orada bir mesaj vardı sana ait. Hayatın bir düzen. Kriz anında her şeyini kaybetmişcesine seni oradan oraya vuran bir düzen. Ancak kriz anı en büyük fırsat kendini tanıman için, ondan kaçmadığın an, kendini bulacaksın. Dolunay kendine verdiğin sözleri yerine getirmen için seni bekliyor, sana katkı olmak için.

Özgürlüğünün önünde duran her şey çok açık. Öncelikle alıştığın düzen, sonra da tutunduğun kişiler, toplumsal yargılar, çevresel yargılar ve başarısızlık korkusu. Bu süreçte bunların altı çizilecektir.

Koç Yeniayı- Karar Anı

Neyi bekliyorsun? Kim el uzatacak sanıyorsun? Yanlış bir karar almaktan korkarak kararsız geçirdiğin bunca sürenin sonunda artık adım atma vaktin geldi. Bu kararları almak için ihtiyacın olan cesaret, sana gelmekte. Neyi bekliyorsun? Hangi sihirli değneğin dokunmasını? Kimin el uzatmasını? Şimdi değilse ne zaman? Hayallerini gerçekleştirebileceğin, uçabileceğin bir sürece girdik. Uzun zamandır uçmayı öğreniyorsun, uzun zamandır bu sürece hazırlanıyorsun. Bunun farkındasın, çünkü içinde bir şeyler uçuşuyor ancak bastırıyorsun. Hangi adımın seni nereye götürebileceğini hesaplamaktan, yanlış bir karar vermekten korkmaktan olduğun yerde seni harekete geçirebilecek o anı bekliyorsun. Artık karar verme zamanı.

Neyin cesareti? Neyin kaygısı? Bak bir çevrene, senden daha mı iyiler hareket halinde olanlar, koşturanlar? Hayır.

O zaman bu korku neden? Karar almanı engelleyen hangi etkenlere tutunmaktasın. Kendi özelinde alacağın her kararın arkasında durabilecek kimleri aramaktasın? Yoruldun. Ancak hep devam etmek için nedenlerin, vazgeçmek için olan nedenlerine üstün geldi. Devam etmek istedin çünkü hayallerin vardı, umutların vardı,

Dolunay- Tutunduğum Ay Işığı

Gece başını yastığa koyduğundaki yalnızlıkta bulacaksın kendini. Kendinle kalacaksın ve bir şeyi fark edeceksin. Koskoca bir yalanı belki, kendin hariç herkesi kandırabildiğini fark edeceksin, zihnini ve geleceği kandırabildiğini fark edeceksin. Hayallerinin bile belki sana ait olmadığını fark edeceksin. O gün geldiğinde ise bunu hayal etmemiştim diyeceksin, hayal ettiğim zaman beni daha çok mutlu ediyordu diyeceksin. Gerçekleştiğinde ise burun kıvıracaksın.  Geçmişi bugüne taşımanın ağırlığını fark edeceksin. Tutunduklarını fark edeceksin, vazgeçemediklerini.

Geceyi aydınlatan ay ışığı tam olarak sana yansıyacak ve karanlıklar ardına saklandığın yerin ışıldamasından korkacaksın.  Peki, kendi ışıltısından korkan bir insan ne kadar değiştirebilir her şeyi? Kurduğu düzeni bozmayan bir insan ne kadar ilerleme kaydedebilir? Her şeyden şikayet edip ama hiçbir şeyin yerini değiştirmeyen bir insanın şikayete devam etmeye hakkı var mıdır? Ay ışığı denizi aydınlattığında izlemekle yetinmek yerine, seni aydınlatmasını ister misin? Seni aydınlattığında belki yargılayacaklar, belki sevmedikleri yönlerin ortaya çıkacak, belki insanlara eskisi kadar sempatik görünmeyeceksin ama kendin olacaksın.

Balık Yeniayı- Sürgün

Yürüyordun. Dünyaya sürgün edilmiş de, neden sürgün edildiğini bulmaya çalışan ruhlar gibi dolaşan insanlara baka baka ve ne kadar kalabalık olduklarını düşüne düşüne. Bir noktada yakalandın, çünkü buraya ait hissedemediğin bir an gördün onları. Ne yapmış olabilirim bunları yaşamak için, bunları görmek için diye soruyordun kendine, oysa bu sürgün değildi. Bir varmış, hiç yokmuş. Bir vardın, hiç yoktun. Bir bedenindeydin, bir zaman hiç olmuyordun. Bu çatışma, sürgün hissettiriyordu sana, çünkü hayalindeki yaşam bu değildi. Hayalindeki insanlar bunlar değildi. Hayalinde kurduğun gelecek ise buna hiç benzemiyordu. Karanlıktan şikayet ediyordun ama kendi karanlığınla yüzleşmekten de korkuyordun. Bir yanını hapis etmiştin, bir yanını yok sayıyordun, oysa o da diğer yanın gibi büyüyordu. Büyüdükçe kontrol altına almak zorlaşıyordu, o büyüdükçe çevren küçülüyordu. Sana neler oluyordu? Bilmiyordun.

Uyumlanıyoruz. İyiye veya kötüye, aydınlığa veya karanlığa, ne kadar ikilik varsa neye yaklaşırsak ona uyumlanıyoruz. Kendimizi ise arka planda bırakıyoruz. Çünkü bize ait olmayan hiçbir şeyin sorumluluğu da bize ait değildir düşüncesine sahip olabilir miyiz?

Süper Ay-Uranüs Boğa ve GİRDAP

Seni sen yapanlar, nelerden sıyrıldığında ortaya çıkıyor? Bir alan değişikliğinde, farklı insanlarla bir arada olduğunda, koşturmaya başladığında, takılı kaldığın duygulardan özgürleştiğinde. Aynı insanlar, aynı yollar, aynı iş, aynı aynı aynı. Peki nerede değiştirebilirsin hayatını? Hangi eylemi hayatına geçirsen değişirdi bu durum. Hangi yaratımına ulaşmanın yolunda ilerliyorsun? Hangi verdiğin sözlerin ağırlığı altında yaşam sürmektesin. Kendine bir söz vermiştin ancak başka insanlara verdiğin sözleri öncelik olarak gördüğün için kendine verdiğin sözü unutmuş olabilir misin? Hatırla, sana iyi gelecek.

Bu Dünyanın sana her istediğini vermediğini düşünebilirsin, ancak dünya ham madde olarak aslında sana her istediğini veriyor. Sadece bakış açını değiştirmen gerekiyor. Çünkü verilen her şeye karşı geliştirdiğin savunma bakış açın, onu değersizleştiriyor. Bir sevgili istiyorsun veya para, kariyer istiyorsun veya huzur, bunların hepsi sana verildi ve senin işlemeni bekliyor. Bu potansiyel sende var ve elindekini kullanman gerekiyor. Peki bunların hepsi seni gerçekten mutlu edecek mi? Yoksa günü kurtarma planları eşliğinde mi yürüyoruz,

Çağrıya Cevap; Özgürlük Kapısı

Kaç kişilik bir hayat bu yaşadığın?

Kaç kez düşünüyorsun bir karar verirken ve seçim yaparken. Sustuğun zamanlar, suskunluğunu sorgulayan ve dolduğun zaman senden taşanları kötü ve eksiklik olarak gören kimlerin hayatını yaşıyorsun. Bu kadar zor olmamalıydı dediğin her akşam, yarın daha kolay olmalı bu hayat diye yattığın her gece ve aynı güne uyandığın her sabah, kendinden bir şeyler eksildiğini hissediyorsun.

Kendini eksik hissettiğin bir güne uyanmıyorsun, aslında kendini eksik hissettiren insanların hayatına uyanıyorsun. Kopamıyorsun, kaçamıyorsun, gidemiyorsun. Kaçmalı mısın? Hayır. Gitmeli misin? Belki. Ancak kalırsan göreceğin şey, kendinden bir parça. Görmekten hep kaçtığın, tanışmak istemediğin, kabul etmediğin bir parça. Bu parça seni tamamlayacak olan, bu parça ayaklarını toprağa bastığında seni bütün gezegene bağlayacak olan, bu parça seni hayata bağlayacak olan. Eksik değilsin. Seni eksik hissettirenler var, seni kötü hissettirenler var, seni yok sayanlar var, ancak onlar kendini görebilmen için bir hediye. Onlar olmasa başkalarını bulacaksın, kendini eksik hissetmek için.

Ay Tutulması- Çağrı

Sisli bir orman, yürürken ayağının takıldığı ve düşmemek için  çok dikkatli yürümen gereken bir orman. İleriyi görmek için gözlerini dört açıyorsun ve her şeyin kontrol altında olduğundan emin olmak istiyorsun. Yürüyorsun. Biliyorsun ki, bu ormanı geçtiğinde hava berraklaşacak ve yolunu görebileceksin. Dürtüyor fısıltılar, bir yerlere çarpıyorsun umudun kırılıyor, yine de yürümekten vazgeçmiyorsun. Çünkü beklediğin bir şeyler var, umutların ve hayallerin var, çünkü ulaşmak istediğin yerde seni bekleyenler var. Çünkü her şey bu ormandan ibaret olamaz. Başarmak istiyorsun. Bu sisli ormanı bir an evvel bitirmek ve her şeyin daha net olduğu yola çıkmak istiyorsun.

Bu yolda seni engelleyenin sis ve ayağına takılanlar olduğunu düşünüyor, kızıyorsun. Daha çabuk varabilirdim! Bana zaman kaybettiriyor! O yola çıkmış insanlar var, ben de hemen onlara katılmalıyım! Bana her zaman bu sisli ormanı geçtiğimde her şeyin güzel olacağı söylendi! Beni bekleyen kişiye ulaşmalıyım! Bu ormanın ardında çok iyi yerlere geleceğim bir iş var! Bu sisi dağıtın!

Güneş Tutulması – Senin Gökyüzün

Benim zamanım gelecek dersin hep, ancak o zaman bir türlü gelmez. Çünkü o an geldiğinde de, başka bir zaman beklersin. Birini beklersin hep, o kişi geldiğinde fark etmezsin, çünkü yine başka birini beklersin. Ve bir yer hayal edersin, ait hissedeceğin bir yer. O yer seni bulur, ancak sen başka bir yer hayal edersin. Çünkü ayak bastığın her yer, görüştüğün her kişi, hatta yargıladığın her an sana ait, bilmezsin. İstemezsin. Bu senin yolun ve bu yolda karşına çıkan her şey sana ait.

2019 kabulleniş ile başladı, kabullenme ferahlığında, ilk defa ait hissedilen bir yıl gibi başladı. Her şey olduğu gibi olacak düşüncesi ile, belki de ilk defa bu sefer hak ettiğimi alacağım ve herkes hak ettiğini bulacak inancı ile başladı. Şimdi ise yine aynı şeyler mi olacak kaygısı var. Çünkü öğrenilmiş çaresizliğimizi aşamıyoruz, zihnimiz bilgiler ile dolu ve her şeyi anlamlandırma çabasına giriyoruz. Mükemmel giden anları, en ufak olumsuzlukta yıkıp atıyoruz.

Yengeç Dolunayı- Yol arkadaşı

Şikayet ediyoruz, hayatın her noktasına, yaşadığımız her ana. Tatminsizlik bizimle bir olmuş gibi. Çünkü artık farklı bir şeyler olsun istiyoruz, aynı güne uyanmak, aynı kaygıları taşımak ağır bir yük. Uyanan kim, uyuyan kim bilmiyoruz. Ya bilseydik? Ya bunu değiştirmek elimizde olsaydı? Ya bunu seçebilseydik. Artık yorgunluktan şikayet etmeseydik, insanlardan ve yaşadıklarımızdan. Kaygılarımız bu kadar üstümüze gelebilir miydi o zaman?

Konuşmayı ve paylaşmayı unuttuğumuz bir süreçteyiz. Artık güvenme konusunun yerlerde olduğu, kimseye bir şeyler anlatamadığımız yerdeyiz. Kendimizle konuşmadığımız ve ne istediğimizi bilmediğimiz, çünkü kurtulacak bir çevre, kurtulacak bir dünya var. Hayali bir süper kahraman rolü yüklenmiş durumdayız. Herkesi ve her şeyi kurtarmak isterken, hiçbir şeyi değiştiremediğimizi gördükçe güçsüz hissetmeye başlıyoruz. Gerçekten öyle mi? Yoksa enerjimizi kendimizden başka herkese dağıttığımız için mi böyle yorgun hissediyoruz? Bir gün güzel uyanırken, diğer gün yaşayan bir ölü gibi uyanan bedenin ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünen zihnin ne istemekte? Artık kendine biraz değer vermelisiniz diye haykırmakta belki de.