Güneş Tutulması- Uzaklardan Gelen

Hiç bu kadar uzak gelmemişti, güneşin doğuşu. Karanlık bir gecenin içinde, kime ve neye güveneceğini bilmeyen topluluklar gibiyiz. Kime ne anlatsak, kime nasıl güvensek, kim bunları bize karşı kullanır derken, sohbetlerimiz azaldı belki de. Güven duygumuzu yitirmekteyiz. Yalnız hissetmekte olan ruhumuza doğacak güneşi, içimizi ısıtacak sohbetleri, bizi huzurlu kılacak günleri beklemekteyiz. Evet, çok fazla beklentimiz var gelecekten. Evet, çok fazla hayal kurduk ve artık belki de güzel günleri, güneşli günleri hak ettiğimizi düşünüyoruz. Öyle ya, hiç hak etmediğini düşündüğümüz insanlar mutlu görünüyor. Bizde eksik olan ne? Neyi başaramıyoruz? Neyi yoluna koyamıyoruz? Hiç bu kadar soruların kafamızın içinde dolandığı bir süreç yaşamamıştık belki de, ne olacak? Nasıl olacak? Umut var mı?

Var. Şafak söküyor ve bir anda karanlıktan çıkınca, ışığın rahatsız ettiği yerdeyiz. Büyük bir değişim yaşadık, fark edenler oldu, fark etmeyenler oldu. Sıkıntılar, hastalıklar ve belki de kayıplar yaşayanlar oldu. Mutlu olanlar, kazananlar da oldu. Süreci algılayamayanlar oldu,

Ay Tutulması – SON

Oysa her şey sonsuza kadar sürecek gibi gelir. Sevgi, aşk, acı, yorgunluk, mutluluk, hüzün. Neyi yaşıyorsak o an, sonunu düşünmeden yaşamak isteriz, hayatı da öyle. Sonlara karşı büyük dirençler gösteririz. Çünkü ağlasak bile, mutsuz olsak bile ortada bir emek vardır ve verilen emeklerimizin karşılığını sonsuz olarak görürüz. İşimize, ilişkilerimize, ailemize, çevremize, topluma öyle bağlıyız ki, kendimizi göremez olduk. Kendimizi görmezden geldikçe, hedeflerimizi göremez olduk. Hedefsiz kaldıkça, kendimizi işe yaramaz olarak görür olduk. İnsanlara baktığımızda herkes mutluydu, koşturuyordu ve hiçbir sorunları yoktu. Sorunlu biz olmalıydık, bizim hayatımız. Kendimizi yargıladık. İlişkimizi. İşimizi. Yapmak istediklerimizi, hayallerimizi küçümsedik. Çünkü büyük hayaller gibi gelmiyordu artık, tatmin edilemiyorduk.

Ne için? Hangi yarış için? Kendimizi hangi arenaya koymuştuk? Hayallerimizi büyütmek için başkaları için, kendimizi mi küçültür olmuştuk? Bütün tribünler doluydu ve herkesin gözü bizim üzerimizdeydi sanki. Birbirimizi parçalamak üzere kurulmuş, en çok sesi çıkanın, en gaddar olanın galip çıkacağı bir arena. Bizi öfkelendirmek için bağırışlar.

Güneş Tutulması ve Sen

Nereye aitsin? Nereden geldin? Neler getirdin? Kendi hediyelerini taşıyan sen, kimlerin himayesi altında hissettin kendini? Öğrendiklerin, getirdiklerini dışarıya yansıtmana engel oluyorsa, gördüklerin ve sana söylenenler kapasiteni ortaya çıkarmana engel oluyorsa, sana ait olmayan hangi bilgilerin esirisin.

Ait olduğumuz yer ile şu an bulunduğumuz yerin kesişim noktasındayız. Bir ayağımız orada, bir ayağımız burada, anlık duygusal değişimler, şu an olduğumuz kişiyi kabullenememe, daha fazlasını isteme, eksik bir şeyler olduğunu bilme ve ona ulaşma çabası. Hissediyoruz çağın değiştiğini, hissediyoruz bir şeylerin, bizi bir yere yönlendirmeye çalıştığını, ancak anlam veremiyoruz. Çünkü bunlar bütün bildiklerimizin dışında, çünkü kendimize odaklanacak zaman bulamıyoruz. Nerede uyanmak isterdiniz? Hangi ruh haliyle uyanmak isterdiniz? Hangi uyanış sizi tatmin ederdi? Bunların hepsine cevabımız var, ancak cevaplar o kadar uzak geliyor ki, inançsızlık giriyor araya. İnançsızlık, özgüven eksikliği yaratıyor, ulaşmak istediğimiz noktanın uzaklığı ve yorgun ruh hali, yeniden başlangıçları kabullenmiyor. Çok uzun bir yoldan geldik ve tekrar başa sarmak istemiyor hallerimiz.

Sessiz Çığlık

Bir çocuktuk hepimiz, hayalleri olan. Sevgi isteyen, sevgi veren. Ailesiyle bağ kurmaya çalışan, başarılı olmak isteyen, koşturan, eğlenen. Bazen kulaklarını kapatan çocuklardık, aile içindeki bağırışlara, bazen sokağa çıkmak için şirinlikler yapan, bilmezdik sorumluluk, bilmezdik kötülük nedir. Bilmezdik istismar nedir. Saf sevgiye bürünmüş çocuklardık sadece. Şu an ne olduğumuzun, ne düşündüğümüzün, hangi ideolojilerle kafamızı doldurduğumuzun bir önemi yok, hepimiz bir zamanlar çocuktuk.

Size şiirsel bir dil kullanmayacağım ancak anlatmak istediğimi daha iyi algılayabilmek için, önce herkesin bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlaması gerektiğini düşündüm. Çünkü çocuklar kimin ne ceza alacağını değil, kimin onlar için bir şeyler yapabileceğini, çözüm üretebileceğini düşünüyor. Bu bir ‘yarın dışarı çıkamazsın.’ cezası değil. Bir zamanlar çocuk olduğunu unutan ve büyüdüğünü düşünen insanlar, kendi hayatlarındaki öfkelerini, yargılarını, sorumluluklarını, sorunlarını, çocuk üzerinden, topluma kustu. İnsanlar kendi hayatında yolunda gitmeyen her şey için bir kelle istedi ve çekildi kendi hayatına, çocuklar için biz çözüm üretilmedi. Bir işaret veriliyor ve aynı kafa yapısından çıkmışcasına cümleler dökülüyor. 

Oğlak Dolunayı

Kara bulutlar ay ışığını kapatıyor diye, karanlıkta kalmış değilsin. Bırak sadece, bulutlar geçip gitsin. Hayatın dönüm noktaları vardır, bunlar geçiş kapılarıdır. Hangi kapıdan geçeceğine sen karar verirsin, hangi değişime uğrayacağını, nereye gideceğini. Ancak bazı kapılar ışıltılıdır, insanların sözleriyle, ailenin yönlendirmeleriyle, öğrendiklerinle. Parlar o kapılar sana, bir adım oraya atarsın, ancak içinden bir ses o kapının, senin kapın olmadığını her zaman deklare eder. Kapılırsın. Çok kapılar açtın hayatın boyunca, bazıları istediğin gibi çıkmadı, bazılarını sevdin, bazıları sana göre değildi, bazıları ise acı doluydu. Oysa sana gösterilen kapı buydu. Daha güzel olmalıydı her şey, geçmişte bu yılları düşündüğünde, çok daha güzel bir hayatın olacağını hayal ediyordun belki de, resmettin.

Geçmiş yıllarda, bu yıllarını kafanda oynadın, kendini bir yere koydun, kendini tanıdığına emindin ve bundan daha güzel bir hayatın içinde olmayı hedefliyordun. Tam olarak bu sıralar. Şimdi geçmişteki hayaller kuran sen, şu an olduğun seni beğenmiyor. Şu an ise gelecekteki seni,

İkizler Yeniayı

Ya kendin olacaksın, ya bir başkası. Bambaşka hayatların pençesinde, kendini bulamadan yaşamaktır, yalnızlık.

Kafanın içinde bu kadar kalabalıkken, nasıl yalnız hissettiğini düşünürsün. Bu iki delilik arasında sıkışmış bir ruhun, başkalarının çizdiği ve geçmeye bir türlü cesaret edemediği, geçse kendi yolunun ferahlığında yürüyeceği bir çizgi. İkizler yeniayı, bu adımı atmanız için bir şans. Başka hayatlardan aldığınız numunelerin, kendi hayatınızla uyuşmadığını deneyimlemek, bir öfke yaratıyor. Oysa kendi numunelerinize ulaşmanız, sizi büyük bir yalnızlık hissinden çıkaracaktır.

Hareket, yeni bir hareket yaratıyor ancak kısır döngülerin bir türlü kırılamadığı bir hareket. Seçim, seçim ve seçim. Sanki bir labirent ve tam çıkışa geldiğinde en başa koyuyorlar. Bir deney. Bir kere daha, tekrar, tekrar. Aynı yollar, aynı seçimler. Peki bu labirentten bir çıkış yok mudur? Vardır. Kendi labirentini fark etmek. Labirent içinde ilerlerken seni yönlendiren sesler. Paralel zihinlerin. Geçmişteki Sen ile şu an olduğun Sen arasındaki çekişme. Şu an olduğun Sen ile geleceğe kurguladığın Sen arasındaki çekişme. 

Yay Dolunayı

Her şey seninle başlamıştı. Sen bunu başkalarına bağladın hep. Gün geldi ailene, gün geldi öğretmenine, gün geldi dostuna, gün geldi sevgiline, eşine. Ancak her şey  vazgeçmediğin, devam etmeyi seçtiğin o gece başlamıştı.

Kızdın, istemedin, ittin. Yolu kabullenmedin. Yolunu kabullenmek zordu, uzun bir yoldan gelmiştin zaten. Sadece saçının okşanmasına ihtiyacın vardı ve yürümek istemiyordun. Sonra bir el dokundu. Ayaklandın, ayaklarını sürüye sürüye devam ettin. Bir el dokundu, o el senin yaptığın seçimdi. Sen istedin ki, huzur olsun. Daha çok sorun geldi. Üst üste. Vazgeçmenin sınırındaydın, ancak devam etmeyi seçtin. Bir sezgin vardı ve bu bir umuda dönüştü. Bu umut seni buralara kadar getirdi. Sen getirdin. Herkesin katkıları olmuştur, herkes dokunmuştur sana, ancak en büyük dokunuşun kendi seçimlerin olduğunu bilmelisin. Başkalarını yüceltirken, kendini yargılamayı ve küçük görmeyi bırakmalısın.

Şimdi ‘bir kere daha düşersem, ayağa kalkacak gücü bulabilir miyim?’ diye düşünmekten kendini alamıyorsun, ancak bir bilsen bugünlere gelene kadar nasıl güçlendiğini,

Akrep Dolunayı

Her karanlıkta kaldığında, her yolunu kaybettiğinde, her çıkmaz sokağa girdiğinde bir umut vardır içinde. O umut kokusunu tanıdığın bir yola çıkabilme umududur. Dünyadan uzaklaştıkça yabancılaştığın, insanları tanıdıkça kendi haline döndüğün, anlayamadığın yerde susmayı tercih ettiğin bir karanlık. Uzayda süzülüyorsun da, dünya gittikçe küçük bir nokta gibi görünüyor gibi. Öyle bir hissiyat, öyle bir uzaklaşma hissi. Peki. Işığın kaybolduğunu hissettiğin bu süreci nasıl tersine döndüreceksin. Işığını tekrar nasıl bulacaksın? Hayat ışığını, hayata tekrar sarılma hissini, yaşam sevincini, hırsını, koşturmayı, amaçlarını tekrar nasıl yakalayacaksın? Seni içine çeken bu kara delikten nasıl kurtulacaksın? Seni tutan ne? Seni adım atmaktan, hedefine yürümekten, koşmaktansa yerinde tutan ne?

Gözüne güzel görünenler o kadar ışıl ışıl ki, ardındaki karanlığı göremiyorsun. Dolunayın ışığı dünyayı aydınlatırken, arka yüzündeki karanlığı nasıl yansıttığını göremiyorsun. Çünkü kendi karanlık yanına kapadın kendini. Oysa orada sen varsın, oysa orada hedeflerin, amaçların var. Oysa orada görmek istemediğin için üstünü örttüğün bir ışık var.

Koç Yeniayı-Başlangıç

Uyanır mısın? Gördüğün rüyalardan, daha güzel bir sen görebilmek için.

Değişimin rüzgarında savrulan düşüncelerin, kaygıların ve geleceğin bilinmezliği. Belki böyle hayal etmemiştin, belki de yalnız buraya kadar gelebileceğini düşünmemiştin. Belki de ne kadar kendi başına ayakta durabilecek gücün olsa da, varlığın hep bir el beklemişti. O elin sana uzandığını görüyorsun, kimi zaman bir haberin içeriğinde, kimi zaman bir dostun bakışlarında, kimi zaman çevrenin yargılarında. Sana değiştirmen gerekenler hep gösterildi. Sen bazen görmek istemedin, bazen kendine yakıştıramadın, bazen de daha özel bir mesaj beklediğin için gelen mesaja yakıştıramadın. Dışarıda aradın, içeride buldun. Dışarıya konuştun, içerisi duydu. Sen bu değişim için çok bekledin.

Çoğu geceler dualarında, çoğu günler haykırışlarında, çoğu dönemler isyanlarında istedin bu süreci. Çünkü dolduramadığın boşluğun sebebini aradın hep. Seni anlamayan kulaklara haykırdın, seni görmeyen gözlere kendini kanıtlamaya çalıştın. ‘Ben buradayım.’ Sen gerçekten neredesin? Buradayım! Sen şu an neredesin? Buradayım! Peki burası neresi? … Şimdi ‘Buradayım’ın içini dolduracak bir süreçtesin.

Terazi Dolunayı

Kimden, ne beklemektesin? Hangi el uzansın diye gözlerini dışarıya dikmektesin. Kim seni, senden daha iyi tanıyabilir. Peki neden başkalarının, senin hakkında ne düşündüğü ile bu kadar ilgilisin? Onlar konuşur ve konuşacaktır da, onlar yargılar ve yargılayacaktır da, o hakkındaki fikrini merak ettiğin insanlar hiçbir zaman senin için doğru kelimeleri kullanamayacaklar. Sen, kendin için doğru kelimeleri bulana kadar.

Yardım çığlıkları var içlerden gelen, dönsün denen devran. Peki biz ne yapıyoruz? Kendi devranımızı döndürmek için ne gibi değişikliklere açığız. Ne kadar izinliyiz duymaya kendimizi? Yargılamadan, katkı olmak adına ne kadar konuşuyoruz kendimizle. Kendimize ne kadar adiliz ki, çevremizden adalet bekliyoruz. Gelen her haber, okuduğumuz her şey öfke yaratmaya başladı, çünkü değişeceğine inandığımız hiçbir şey değişmemekte. Pozitif yönlerimizi görürken, negatif yönlerimizin üstünü örtmekteyiz. Çünkü onlar ‘kötü’. Çünkü bize yakışmıyorlar. Çünkü biz bu olamayız? En son sorumlulukların dışında, çevresel faktörlerin dışında, sabitlerin dışında, kendin için ne yaptın? Dön bir bak ve bu zamanı kimler için harcadığını gör.

Balık YeniAyı

Yara aldığın yerlerin şifalanırken, geçmişin ve yaşanmışlıklar şifalanırken, hissettiğin acı tutunmadır. Bu öyle bir tutunmadır ki, acıları ve korkuyu bile bırakmak istemezsin. Bırakmadıkça, seninle bütünleşir. Beslenirsin. Fark etmezsin. Fark ettiğinde ise ‘aman Allah’ım her şey kötüye gidiyor’ diye düşünürsün. Aslında her şey olması gerektiği yere dönüyordur. ‘Her şey kötüye gidiyor’ diye düşündüğün o ‘an’, her şey olması gerektiği yere dönüyordur. Kötü olarak algılatan, senin ‘olması gereken yer’den kaçışındır. Artık kaçamıyoruz. Balık Yeniayı kendinden çıkmaz sokak.

Şu an yaşanan olaylara yabancı gibi hissetmek, bir o kadar da acıyı hissetmek. Yorgun hissetmek ve koşmak istemek. Seni bırakmıyorlar. Koşmak istiyorsun, bırakmıyorlar. Durmak istiyorsun, bırakmıyorlar. Konuşmak istiyorsun, dinlemiyorlar. Susmak istiyorsun, suskunluğunu sorguluyorlar. Hep bir şeyler yapmanı bekliyorlar, hiçbir şey yapamıyorsun. Çünkü dinginlik zamanı. Hiçbir şey yapmamanın, ne kadar çok şeyi barındırdığından haberleri yok. Her yerinden çekiştirmişler, her yerinden yaraların var. Yaraların var da, göstermiyorsun. Dokunmasınlar diye gizliyorsun. Bazen kendinden bile. Sonra öfkeleniyorsun,

Başak Dolunayı-Zihin Oyunları

Zihin oyunlarına giriş.

Çelişkilerle dolu bir zihin. Sen ve diğerleri.  Bir soru silsilesi geliyor. ‘Bu düşündüğüm şey doğru mu?’, ‘Onlar da böyle düşünüyor mu?’,  ‘Görevlerimi yerine getiriyor muyum?’, ‘Yalnız mıyım?’.

Yeniay zamanı çevrenin seni oyun hamuru gibi şekillendirmesi konusunu işlemiştin hayatında, şimdi zihninle başbaşasın. Zihnin seni şekillendirme çabasında ve yanlış sorularla. Çünkü sen bıraktın ona bu görevi. Değişmeyen bir şeyler var ve kafandaki soruların hepsi sana hakimiyet kurma peşinde. Detaylar içinde kaybolmanı isteyen ve gerçeği sana göstermek istemeyen bir zihin yapısı var gökyüzünde. Çünkü ‘ne olacağın’ konusuna o kadar odaklısın ki, ne olduğun hakkında hiçbir fikir üretemiyorsun. İplerini bir ağaca bile devredersen, o ağaç senin hayatını bambaşka şekillerde değiştirebileceği fikrini düşünmüyorsun. İpleri kendi eline almanın vakti gelmedi mi?

Bilinçaltı sisli ve biraz da seni kandırmaya yönelik bu süreçte. Biraz seni uyutmaya çalışmakta, biraz geri çekilmeni söylemekte, kararsızlık içine sürüklemekte. Uçup gitmek isterken bambaşka diyarlara,