Yeniay – Yokuşun Asası

Tek başına geçmek zorunda değilsin bu sınırı. Ancak sırf ayıp olmasın diye de yanında taşımak zorunda değilsin kimseyi bu tarafa. Ah. Kaç kez ayıp olmasın diye kendi yolunu uzattın? Üzülmesinler diye içine attın. Bu sınıra adım attığın an, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorsun. Bu sınırı sen çizdin hatırlamasan da, defalarca. Bu tarafa doğru kişilerle geçebilirsem, doğru yerde olduğumu bileceğim demiştin. Doğru kişileri ararken geçti yıllar. İçine sinmeliydi. Olmadı, geri döndün. Tek başına geçtin, suçlu hissettin. Belki de bir şeyleri gözden kaçırmıştın. Hata yapmışım dedin geri döndün. Doğru kişiler değillermiş dedin, geri döndün. Aynı yolu tekrar, tekrar yürüdün ve yine bu sınıra geldin. Bu sınır çizgisi artık senin kısır döngün olmamalı. Biliyorum içinde bir yerde yine hata yapar mıyım korkusu var. Bu sefer de hata yaparsam tekrar yürümeye gücüm yok diyorsun. Artık geri dönmek istemiyorsun. Peki sana hiç kullanmadığın bir Asa olduğunu söylesem.

Yokuşun başında kendine verdiğin sözleri hatırla.

Dolunay – Çıkış Nerede?

Derin düşünceler içinde, korkan gözlerle bakıyorsun olan bitene, çünkü tanımadığın bir sokaktan geçiyorsun, tanımadığın yüzler, tanımadığın evler. Mahallede kavgalar var, sadece yürüyüp geçmek istiyorsun. Biri bağırıyor ‘Her şey düzelecek.’ ama öyle sert bağırıyor ki, sen bunu güzel bir cümle olarak algılayamıyorsun. Kasvetli bu sokaktan çıkmanın en kolay yolu hızla uzaklaşmak. Ancak iki adım ilerisi, iki adım daha, birazdan bitecek dedikçe, bitmiyor. Bitmedikçe gücün tükeniyor ve birine soruyorsun. Korktuğun ve yargıladığın o kişiye soruyorsun, ‘çıkış nerede?’ Gösteriyor ve yolunu uzattığını düşünüyorsun. Çabalıyorsun, yoruluyorsun ve geri dönüyorsun. Sonunda gösterdiği yerden çıkıyorsun o sokaktan. O kişi, derinlere gömdüğün iç sesin. İşte bu süreçte en çok korktuğumuz yanımıza sormalıyız, ‘Çıkış nerede?’

Duymak istemediklerini duyabilirsin, görmek istemediklerini görebilirsin, ancak bu kasvetli sokaktan çıkış yolu gerçekleri duymaktan geçiyor. Kendi gerçeğine gözünü kapatmak, kendini karanlığa mahkum etmektir. Karanlığa mahkum edilmeyi hak etmiyorsun, bazen soruyorsun kendine ‘ben bunları gerçekten hak ettim mi?’ diye. Hak etmedin. Çünkü hak etseydin,

Yeniay- Vazgeç

Hapsettiğin hayallerin, artık özgür kalmak istiyor. Kurduğun hayalleri düşün, umutlarını, gelecekte olmak istediğin seni düşün. Şimdi de onun için bugüne kadar ne yaptığını düşün? Onu kimler için unuttuğunu, geri plana attığını, hangi fedakarlık sonucu ona ulaşamadığını düşün. Hayallerine ulaşmak varken, kendini kimler için feda ettiğini düşün. Kimler için, ne için hapsettiğini düşün. Hayallerin ve umutların o hapsettiğin yerde beklemeye devam ediyor. Kendini seçersen, gelecekte olacağın kişiye bu hayallerini hediye etmek istersen, gelecekteki senin, şu anki sen gibi kara kara düşünmesini istemiyorsan, bu gece itibariyle planlama yapıp, amacını belirleyip, kendin için bir yola çıkabilirsin. Gelecekte bekleyen sene buna borçlusun. Gelecekte olacağın kişiye, onun ruhsal haline ve psikolojisine bir sorumluluğun var, başka hiç kimseye yok. Hiç.

Artık eskisi gibi değilsin. Bütün öfken eskiden olduğun kişiye zaten. Onun güvendikleri, onun yapmadıkları, onun pişmanlıkları. Senin değil. Eski sevgiline değil, eski senin sevgilisine. Senin değil. Eski patronuna değil, eski arkadaşına değil, eski aşkına değil.

-Rüya-Sorgu-Algı-

Öncelikle başlıkları sıralayalım. Son günlerde açılan bir kapı, bir türlü fiziken alınamayan mesajların, rüya yoluyla bize iletilmesi. Diğer yandan bir boşaltım sistemi gibi işleyen rüyalar. Dünyanın bilinçaltını size açması. Zaman algısı gündüz-akşam ve rüyalar olarak üçe bölünmüş durumda. Gündüz başka bir ruh hali, akşam başka bir ruh hali ve bunları dengeye oturtmaya çalışan rüya zamanı. Geçmişe mi ait rüyalar? Geleceğe mi? Mesaj mı taşıyor? Yoksa gerçek mi? Bu bilinçaltının bir oyunu mu? Neden bu kadar gerçek geliyor ve algılarımla oynuyor? Korkutuyor, huzur veriyor, film gibi geliyor,  anlamsızlaşıyor. Nedir bu? Öncelikle her Neptün-Merkür açısında bu tür toplu-kollektif olarak görülen rüyalar normaldir. Bunu defalarca test ettim sosyal medyada. Ancak bu sefer biraz daha farklı, bu sefer genel bir mesajın küçük ve kendimize ait parçaları.

Bu öncelikle farklı bir alan. Hiç tanımadığımız, bilmediğimiz bir süreç içerisinde zihin ve bilinçaltı bir savaş halinde. Bunu baskılayanlara, her şey normalmiş gibi devam etmeye çalışanlara bir tür boşaltım sistemi olarak çalışıyor rüyalar.

Koç Yeniayı – PERDE

Bir odanın içinde oturuyorsun. Perdeler kapalı. Dışarıda ne var, ne oluyor bilmiyorsun, sadece birileri geliyor ve anlatıyor sana. Kafanda canlandırıyorsun. Yavaş yavaş bu senin gerçeğin oluyor. Dışarıda olanlar, sana anlatılanlardan ibaret olmadığını anlamak için sadece perdeyi açman gerekiyor. Ancak o kadar çok gerçeğin olmuş ki öğrendiklerin, korkuyorsun göreceklerinden. O kadar çok yalan duydun ki, gerçeğe karşı bir direncin oluştu. Odandasın. Yalnız hissettiren ve harekete geçmekten korkutan düşüncelerinle baş başasın. Dışardan taş atılıyor camına, perdeyi aç diye ama sen bunu saldırı olarak algılıyorsun.Daha çok korkuyorsun. İşte şimdi o perde aralanıyor. Gerçeklerin, aslında senin gerçeklerin olmadığını görüyorsun. Gerçek olmadığını görüyorsun. Bu yüzden ne kadar korksan da, içinde bir yerlerde gerçeğin güzelliğini fark ediyor ve hissediyorsun. Perde kalkıyor.

Nereye gittiğimizi bilmiyorduk, koşuyor, yarışıyor, birbirimizi çekiştiriyorduk. Rekabet öylesine bir hal almıştı ki, durmamız gerekiyordu. Durduk. Tokat yemeden durduk. Şu an bu durmayı en iyi şekilde değerlendirebileceğimiz bir sürece giriyoruz. 1 nisan itibariyle biraz daha içimize kapanıp,

POZİTİF

Süreç sancılı, süreç zorlu ancak bu süreç yeni başlamış bir süreç değil. Uzun süredir, hatta yıllardır devam eden bir süreç. Bir insan hastalığında acile gidene kadar kıvranmayı bekler, Dünya 2020 yılında acile kaldırıldı ve biz  ancak fark ettik hastalığı. Hastalığımızı. Biz de böyleyiz, devam edecek gücümüz kalmayana kadar sorunları görmemeyi yeğleriz. Yeğledik.

Şimdi olayın farklı bir yönüne bakmanızı istiyorum. İnsanlığı tek bir beden olarak düşünüp, kendiniz olduğunu düşünün. Bir noktada çıkan sorunu geri plana atıp, görmemezlikten geldikçe, o sorun başka yerlere de sıçramaya başlar. Beyninizi kemirir durur. Eğer bunu engelleyemezseniz, yavaşça bütün hayatınızı o soruna odaklarsınız. Ve o sorun artık sosyal yaşamınızı etkiler, depresyona girer evde kalırsınız. İşinizi engeller, işinize odaklanamazsınız. Çevrenizi etkiler, kimseyle görüşmek istemezsiniz. Ders çalışmak istemezsiniz.  Öfkelenirsiniz ve bir düşman ararsınız, bahanelere sığınırsınız, gelecek kaygısına kapılırsınız. En başta sorunun üstüne gitmek yerine, içinize atarak büyüttünüz. Ufacık bir olay, sırf uğraşmamak için derinlere attığınız için bütün hayatınızı kapladı ve şimdi tedavi olup tekrar topluma karışmak istiyorsunuz,

Balık Yeniayı- Yorgun

Öyle bir saklanmışsın ki, aradığın şeyin kendin olduğunu bulamıyorsun. Küçük bir çocuğun korkudan dolaba saklanması gibi. Ayak sesleri duyuyorsun, iki kapak arasından bir gölge görüyorsun. Sana yaklaştıkça korkun artıyor. Heyecanlanıyorsun. Ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun ama korkuyorsun. Kapak açılsa, kendinle karşılaşacaksın. Ne gelecekteki halinle karşılaşmak istiyor çocukluğun, ne de sen o korkmuş çocukluğun ile karşılaşmak istiyorsun. Hep o dolabın içinde kalsın istiyorsun. Her şeyi o dolabın içine atmışsın. Kimse açsın istemiyorsun. Aşk, para, gelecek, huzur, aile. Hepsi yolunda giderse, mutlaka açacağım diye erteliyorsun. Herkesi kurtaracağım diye giyinip çıktığın bu yolda, dolabın içinde korkan o halini hep unutuyorsun. Kendine uzatacağın bir el, seni hem o dolaptan, hem de karanlıktan çıkarabilir bu dönem. *Bu eli nasıl uzatacağım? -Kendine itiraf ederek. Sen, seni, sen tam olmayasın da onlara muhtaç olasın diye sana katkı olmayanlar için unuttun. Şimdi kendi içine bakma vaktin.

Tek bir sen yok, bunun farkındasın. Şu an içinde bir yerlerde yankılanan sesler var,

Son Dans

Son bir dans istiyorum senden.. Gökyüzüne meydan okur gibi, yeryüzüne isyan eder gibi, seni tutan elleri kırar gibi. Bu durgunluğu, karanlığı yırtarcasına bir dans istiyorum senden. Bu dans öyle bir son olmalı ki, sonsuzluğa evrilmeli. Öyle bir dans etmelisin ki, seni yargılayan gözler kaçırmalı gözlerini. Bu benim dansım diye çığlık çığlığa bağırmalı bedenin. İlk defa dans ediyormuşsun gibi heyecanla, dalga geçen yüzlere öfkeyle, seni anlamayan gözleri, duymayan kulakları kıskandırırcasına dans etmelisin. Çünkü bu dans, seni hayatta tutacak. Çünkü seni yendim diye düşünenler bu gece yanıldıklarını anlayacak. Çünkü senin gibi cesaret gösteremedikleri için sana saldıranları hiçe saydığın bir gece.

Sert bir giriş yaptık 2020’ye ve yakın bir zamanda düzelme görülmemekte, bu yüzden güçlü durmalı, gelişen olaylara karşı farkındalığımızı korumalı, gelene de, gidene de izinli olmalıyız. Kabule geçmeliyiz 2020’yi, çünkü aslında her şey yeni başlıyor. Merkür retroyla başlayan süreç 21 Aralık 2020’ye kadar bizi sürükleyecektir. Ayakta kalmak önemli, çünkü gökyüzü güçlü etkiler gösterdiğinde,

Ay Tutulması – ESİR

Ay tutuldu. Karanlığa, bir karanlık daha eklendi ve bu karanlığın karanlığında esir olduğun her şey fark edildi.

Boşuna değildi yaşadıkların, yaşattıkların, içinde öldürdüklerin, verdiğin emekler, umutların ve belki de ölen hayallerin. Hiç mi yoktu amacı bu yaşadıklarımın? Hiç mi düzelmez bu engebeli yollar, hep mi kara bulutlar? Hani bir mesaj alsan, evet yaşadın ama bunların bir amacı vardı deseler rahatlayacaksın. Vardı. Sen duymaya hazır mısın? Kabule geçmeye? Aldığın yaraları artık kapatmaya, ama o yaraları da göstermekten hiç utanmamaya. Evet çok şey yaşadın, belki sana söylenecek hiçbir söz, hiçbir şarkı, hiçbir yazı geriye döndüremeyecek yaşadıklarını. Peki ya zaten zamanın geri dönmesini değil de, seni görmesini istiyorsan? Yaşadıkların seni görüyor, seni izliyor ve vazgeçmediğin her an seninle gülümsüyor. Geçmişin ve ‘o’nların esiri olmaktan kendini özgürleştirir misin?

Yarım geldin, tamamlanmaya çalışıyorsun. Her şeyi deniyorsun. Nasıl tam hissederim diye çırpınıyorsun ve bir Tutulma geliyor. Ay Tutulması.. Yıl 2020. Ocak ayı.

Güneş Tutulması – KEŞİF

Artık vazgeçmelisin. Zaten başaramayacaksın, neden bu inat? Başarsan bile seni tatmin etmeyecek. Seni onaylamayacaklar, onurlandırmayacaklar. Ne yaparsan yap, hak ettiğin kadar ilgi görmeyeceksin. Ne kadar değer versen de, göremeyeceksin değer mesela. En üst noktaya çıksan da, alkışlamayacaklar yeterince. Seni sevmeyecekler. Sevsinler diye yaptığın onca fedakarlıklara rağmen. Sevsinler diye yıllardır kendin olamamana rağmen. İlk hatanda seni yok sayacaklar, yok edecekler. Kimse için yeterince var değilsin. Artık vazgeçmelisin.

Vazgeçmelisin, kendini kanıtlamaya çalıştığın herkesten. Vazgeçmelisin mesela sırf onaylanmak adına oynadığın oyundan. Üstüne giydiğin karakterlerden, düşüncelerden vazgeçmelisin. Sırtını dayadığın güvenlik duvarından vazgeçmelisin, göreceksin ki o duvar seni ellerinden ve ayaklarından zincirlere bağlamış. Özgürlük diye adlandırdığın her şeyden vazgeçmişsin de, bir tek bu oyundan vazgeçmemişsin. Anne! Baba! Sevgili! Arkadaş! Toplum! Aile! Onlar! Onlar! Her kimseniz lütfen beni onaylayın. Ben başardım. Bakın, tek başıma uzun bir yoldan geldim, başarılı biriyim artık! Beni artık özgürleştirin. Lütfen! Hocam, bu sınıfı artık geçmeliyim!

Ya bu mezuniyetin son sınavı senin kendini keşfin ise?

İkizler Dolunayı – Ceza

Ya cezayı veren sen isen?

Ya her şeyin yolunda olmayışı, kendini cezalandırdığın içinse ve bunun farkında değilsen. Başkalarını cezalandırdığını düşünüyorken, hayata karşı öfkeliyken ve çözemediklerin üstüne geliyorken, ya kendini cezalandırıyorsan? Kimi cezalandırdığını düşünüyorsun? Onları mı? Aileni mi? Sevdiğini mi? Kendini mutsuz kılarak, fazlasıyla düşünerek ve kaygılar içinde geleceğini düşünerek kimi cezalandırıyorsun? Fazla yiyip, harekete geçmeyip, kendini görünmez kılıp, kendine bakmayıp, yalnız kalıp kimi cezalandırıyorsun? Kendini? Sevmediğin yanını?

Her yanın sensin, artık diğer yarını kabul eder misin? Onu cezalandırdıkça, aslında kendini cezalandırdığını fark eder misin? Biliyorum. Biliyorsun, ondan nefret etmen için yüzlerce sebep var, herkesi eleştirdiğin yanlar, onda var ama o sensin. Bundan daha gerçek ne olabilir? Sen her şeysin. Gece yattığında kafandan geçen düşünceler de sensin, gündüz insanlar içinde konuşan da. Toplum içindeki sen ile kendi halindeki sen bir savaş halinde ve buradan bir zafer çıkmayacak. Kendini cezalandırmayı bırakana kadar. Yalnızsın, çünkü cezalandırdığın yanını kimse görsün istemiyorsun.

Yay Yeniayı – YA HU

Sen kimsin Ya hu!

Seni buraya kim bıraktı? Ne kadar yabancı geliyor artık di mi her şey? Dünyayı tanıdıkça yabancılaşma. Tam tersi olması gerekmiyor muydu? Bütün tanıdığını sandığın insanlara ‘Sen kimsin ya hu!’ diye bağırma isteği..

Seni tanımıyorum, aslında kimseyi tanıyamıyorum artık. Herkes rol mü yapıyor, yoksa ben mi rol yapıyorum. Gerçek ne? Gerçek nedir? Kaç yüzün var? Bana söylemediğin neler var.. Hakkımda düşündüklerin. Yüzüme güldüklerin, içinden konuştukların.. Yargıların.. Ben bu oyuna alışamadım..

Siz kimsiniz ya hu!

Kendimi tanıtayım öncelikle.. Ben.. Ben.. Ben kimim? Kendimi tanıtamıyorum size, çünkü ne düşüneceğinizi düşünüyorum, kendimi değil.. Söylediklerimin sizde ne düşünceler yaratacağını, hangi yargılara düşeceğinizi, beni nasıl tanımlayacağınızı, anlamlandıracaklarınızı düşünüyorum. Ağzımdan çıkan cümleler beni size tanıtamayacak, çünkü dinlemiyorsunuz..

Dinlemek.. Deneyimlemek. Karşımızdakini artık dinlemiyoruz, zamanımız yok. Hemen her şeyi tüketmek adına aceleyle koşturuyoruz. Sorun yarıştırıyoruz. En sorunlu benim! En mutlu benim! Hiçbir şey yetişmiyor, çünkü algılanan zaman ile ilerleyen zaman aynı değil bir süredir.