Month: Eylül,2017

Değişken Duyu 2

Zehirlendik. Bilerek, istenerek ve bir plan dahilinde zehirlendik. Hissizleşmeye başlayan insanlık artık son demlerini yaşamakta. Ya da ilk demlerini. Bu büyük bir seçim sonucunda vuku bulacak.

Bu değişken duyu ile insanlık ayağa kalkabileceği gibi, kendini de yok edebilir. Son karar, son seçimin arefesinde olan insan, içindeki boşluğun bu dünyaya ait olmadığının idrağına vardığında büyük bir yıkım yaşayabilir. Hayatı boyunca farklı şeyler öğrenmiş, farklı şeyler duymuş ve farklı hayatlar yaşamış olan insanın, ilk defa kendi hayatını dizayn edebilecek kapasiteye ulaşabileceği bu sürecin nasıl şekil alacağına seçimleri yön verecektir.

Bir şeylerin değiştiğini hissediyorsunuz, ancak tam olarak büyük bir değişikliğin gelmediğini de biliyorsunuz. Yarın, yarın, yarın uyanacağım ve dünya bambaşka bir yer olacak diye uyuyor ve ‘dünün aynısı’ bir dünyaya uyanıyorsunuz. Çiseleyen bir havada yürüyorsunuz ve dünyanın size göre nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz, eve geliyorsunuz ve sosyal medyada bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Çok fazla düşünce, çok fazla ses ve çok fazla realitede sıkışıp kalmış insanı okuyorsunuz.

Değişken Duyu

Artık duymuyoruz. ‘Duyu’yoruz. Her zerremizde, her hücremizde, her atomumuzda, her frekansımızda, her titreşimimizde ve her yıldız tozumuzda ‘duyu’yoruz.

Bunun için çok uzun yollardan geldik. Çok engel aştık. Çok hırpalandık. Bir sabah uyandık umut kapladı içimizi. Bir sabah uyandık, karanlık bir umutsuzluk hakimdi zihnimizde. Ailemize yorduk, ilişkimize yorduk, dün çok yorulmuştuk bedenimize yorduk, çevremize yorduk. Yoruluyor muyduk? Duyu’yor muyduk yoksa? Neye hazırlanıyorduk? Nedir bu bilinmezlik hali, nedir bu kaygılanma hali? Neden idi bu dengesiz ruhsal durumlar? Harekete geçmeye karar vermişken, neydi bizi paçamızdan çekiştiren? Dünyanın öbür ucuna gitmek isterken, dünyanın öbür ucuna da gidilse  kendini geride bırakamayacak olmanın hapishanesinden kurtulamamak mıydı?

Hangi büyük kaçış kafanın içindeki hapishaneden kaçmanı sağlayabilirdi? Gerçeği bilmek? Gerçeğe vakıf olmak? Amacını bilmek? Başkalarının değil, kendi amacının peşinden gitmek? An? Hep an’da kalın deniyordu öyle ya. An’da kalabilirsen kurtulabilirdin belki de bütün kaygılarından. Ancak o ‘an’ zaman için yaşarken pek uğramıyordu değil mi? Hangi ilizyonun esiri olarak tutuluyorduk?

İnsan İnsan

İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim

Sıfat ile zat olmuşum
Kadr ile berat olmuşum
Hak ile vuslat olmuşum
Mihman nedir şimdi bildim

Muhyiddin A

 

Yüzleşme, YeniAy ve Yeni Süreç

Yüzleşme, YeniAy ve Yeni Süreç

Uzun bir 30 gün geçirdik. Yeryüzüne bağlanmak adına uzun bir 30 gün. Bağlantılarımız kesilmişti, bir yer arıyorduk, iç sıkılmaları, uyku halleri, her şeyden uzaklaşmak, kendine dönmek derken, bazı zamanlar depresyon, bazı dönemler içsel bir patlama yaşadık.  Dünya ise depremler ve kasırgalarla kendini yenileme içerisindeydi.

Ancak biz yeniye karşı dirençlerimizi kırma konusunda dünya kadar tecrübeli değiliz. Yeryüzü ve Gökyüzü birlikte hareket ederken biz hep ayrı tellerden çalıyoruz. Bu da kulağımıza hoş gelmiyor. Kendi müziğimizi unuttuk, frekansımızı unuttuk. Kendi sesimiz kulağımıza güzel gelmez oldu. Sabah uyandığımızda kafamızdaki düşünceler dünden kalma olmaya başladı. ‘Bütün gece uyudum, peki neden bütün gece koşturmuş gibi uyanıyorum.’ gibi cümleler fazlasıyla zihnimizde dolaştı. Odak sorunu fazlalaştı ve değişim yerine yerimizde saymayı seçmemizi isteyen düşünceler ordusu tarafından etrafımız sarıldı. Ortada hiçbir sorun yokmuş gibi görünse de, bir şekilde bizden bağımsız bir duygu kapladı bizleri. ‘Efendim bir sorun yaklaşıyor.’ ‘Çık dışarı’ demeyi beceremedik belki de. Hayatımızda birçok sorunla boğuşmuş olabiliriz,

Balık Dolunayı

Balık Dolunayı

‘Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var, çünkü çok kalabalık duygular içinden geçiyorum ve hangisi bana ait bilmiyorum’ süreci başlıyor. Bu dönem hangi duygularınız ortaya saçılıyorsa, bilin ki derinlerden geliyor. Öyle ki, sıkışan duygularınız rüyalarınızda ortaya çıkabilir. Duygusallığın doruklarında gezen ve insanlığın gittiği noktayı gören gözlerin, vicdanlara ‘harekete geç’ dediği bir süreç. Yazın hareketliliğinde dönüşümleri fark edemedik tam olarak, ancak şimdi durgunluğun ardından duyguların ortaya çıkmasıyla tam olarak nasıl dönüştüğümüz ile karşılaşacağız.

Bu Dolunayın ışığı ruhumuza dokunacaktır. Hangi geçmişin izi sizin yolunuzu kapatıyorsa, hangi insan sizin enerjinizi sömürüyorsa, hangi ortamlar size iyi gelmiyorsa bunlar çıkacaktır karşınıza. Kim sizin ruhunuza dokunuyorsa, gerçekten samimi kim ise size karşı ve yolunuza ışık olan kim ise o insanlara çekileceksiniz. Bazı zamanlar ‘Aman Allah’ım nasıl bir şey yaşıyorum ben’ şaşkınlığında olabilirsiniz. Bazı zamanlar ise ‘Bu yaşadığım şeyi ben hak etmedim’ diye düşünebilirsiniz. Ancak burada önemli olan hak ettiğiniz veya hak etmediğiniz değil, karşınıza çıkacak olayların sizi hangi yöne götürmek istediğidir.