Month: Temmuz,2018

Ay Tutulması – SON

Oysa her şey sonsuza kadar sürecek gibi gelir. Sevgi, aşk, acı, yorgunluk, mutluluk, hüzün. Neyi yaşıyorsak o an, sonunu düşünmeden yaşamak isteriz, hayatı da öyle. Sonlara karşı büyük dirençler gösteririz. Çünkü ağlasak bile, mutsuz olsak bile ortada bir emek vardır ve verilen emeklerimizin karşılığını sonsuz olarak görürüz. İşimize, ilişkilerimize, ailemize, çevremize, topluma öyle bağlıyız ki, kendimizi göremez olduk. Kendimizi görmezden geldikçe, hedeflerimizi göremez olduk. Hedefsiz kaldıkça, kendimizi işe yaramaz olarak görür olduk. İnsanlara baktığımızda herkes mutluydu, koşturuyordu ve hiçbir sorunları yoktu. Sorunlu biz olmalıydık, bizim hayatımız. Kendimizi yargıladık. İlişkimizi. İşimizi. Yapmak istediklerimizi, hayallerimizi küçümsedik. Çünkü büyük hayaller gibi gelmiyordu artık, tatmin edilemiyorduk.

Ne için? Hangi yarış için? Kendimizi hangi arenaya koymuştuk? Hayallerimizi büyütmek için başkaları için, kendimizi mi küçültür olmuştuk? Bütün tribünler doluydu ve herkesin gözü bizim üzerimizdeydi sanki. Birbirimizi parçalamak üzere kurulmuş, en çok sesi çıkanın, en gaddar olanın galip çıkacağı bir arena. Bizi öfkelendirmek için bağırışlar.

Güneş Tutulması ve Sen

Nereye aitsin? Nereden geldin? Neler getirdin? Kendi hediyelerini taşıyan sen, kimlerin himayesi altında hissettin kendini? Öğrendiklerin, getirdiklerini dışarıya yansıtmana engel oluyorsa, gördüklerin ve sana söylenenler kapasiteni ortaya çıkarmana engel oluyorsa, sana ait olmayan hangi bilgilerin esirisin.

Ait olduğumuz yer ile şu an bulunduğumuz yerin kesişim noktasındayız. Bir ayağımız orada, bir ayağımız burada, anlık duygusal değişimler, şu an olduğumuz kişiyi kabullenememe, daha fazlasını isteme, eksik bir şeyler olduğunu bilme ve ona ulaşma çabası. Hissediyoruz çağın değiştiğini, hissediyoruz bir şeylerin, bizi bir yere yönlendirmeye çalıştığını, ancak anlam veremiyoruz. Çünkü bunlar bütün bildiklerimizin dışında, çünkü kendimize odaklanacak zaman bulamıyoruz. Nerede uyanmak isterdiniz? Hangi ruh haliyle uyanmak isterdiniz? Hangi uyanış sizi tatmin ederdi? Bunların hepsine cevabımız var, ancak cevaplar o kadar uzak geliyor ki, inançsızlık giriyor araya. İnançsızlık, özgüven eksikliği yaratıyor, ulaşmak istediğimiz noktanın uzaklığı ve yorgun ruh hali, yeniden başlangıçları kabullenmiyor. Çok uzun bir yoldan geldik ve tekrar başa sarmak istemiyor hallerimiz.

Sessiz Çığlık

Bir çocuktuk hepimiz, hayalleri olan. Sevgi isteyen, sevgi veren. Ailesiyle bağ kurmaya çalışan, başarılı olmak isteyen, koşturan, eğlenen. Bazen kulaklarını kapatan çocuklardık, aile içindeki bağırışlara, bazen sokağa çıkmak için şirinlikler yapan, bilmezdik sorumluluk, bilmezdik kötülük nedir. Bilmezdik istismar nedir. Saf sevgiye bürünmüş çocuklardık sadece. Şu an ne olduğumuzun, ne düşündüğümüzün, hangi ideolojilerle kafamızı doldurduğumuzun bir önemi yok, hepimiz bir zamanlar çocuktuk.

Size şiirsel bir dil kullanmayacağım ancak anlatmak istediğimi daha iyi algılayabilmek için, önce herkesin bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlaması gerektiğini düşündüm. Çünkü çocuklar kimin ne ceza alacağını değil, kimin onlar için bir şeyler yapabileceğini, çözüm üretebileceğini düşünüyor. Bu bir ‘yarın dışarı çıkamazsın.’ cezası değil. Bir zamanlar çocuk olduğunu unutan ve büyüdüğünü düşünen insanlar, kendi hayatlarındaki öfkelerini, yargılarını, sorumluluklarını, sorunlarını, çocuk üzerinden, topluma kustu. İnsanlar kendi hayatında yolunda gitmeyen her şey için bir kelle istedi ve çekildi kendi hayatına, çocuklar için biz çözüm üretilmedi. Bir işaret veriliyor ve aynı kafa yapısından çıkmışcasına cümleler dökülüyor.