Month: Eylül,2018

Veda

Kapıdan çıkıp gidebilmeli insan, geçmişin evinden. Orada çok sevdikleri olsa da, tutunduğu acıları olsa da, kaybettiği insanlar olsa da, anıları olsa da, o kapıdan çıkıp gidebilmeli.

Hayatına devam edebilmek için hafiflik gerek insana, sırtında bir çuval yük ile ne kadar ilerleyebilir. Kapıyı açar, arkasına bakar ama bir türlü o adımı atamaz, yeni hayatına. Çünkü bilmez nelerin beklediğini, çünkü her ne kadar eski olsa da güvenli bir alanı vardır orada. Ne kadar acı olsa da anıları, ne kadar kırılmış olsa da sevgileri vardır o evde. Odadan, odaya koşturmaya başlar sonra.

Ev büyüktür ve yaşamasını sağlayacak kadar malzeme vardır o evde. Bir oda iş, bir oda aile, bir oda eğlence, bir oda çevre, bir oda depresyon. Balkona çıkar ve sokaktan geçenlere bakar ama hep en güzel arabaları görür gözleri, hep en mutlu çiftleri görür, hiç bakmaz eksik kalan hayatlara, hiç bakmaz ortak yaşamlara, hiç bakmaz kendi gibi olanlara.

Koç Dolunayı – Diriliş

Suçlu kim? Onlar mı? Sen mi?

Kavga ettiğin kim? Sahi ortada bir suç var mı? Yoksa bahanelerimiz mi var.. Bahanelerimizin en büyük düşmanımız olduğunu göreceğimiz bir süreçteyiz. Arkasına sığındığımız, kendimizi geride tuttuğumuz, korktuğumuz ve bize güvenlik alanı kurdurtan bahanelerimiz. İlişkilerde karşı tarafı suçlamamız, iş yerinde başkalarını suçlamalarımız, sokakta toplumu, evde aileyi. Yapamam dediklerimiz, yapamam ‘çünkü’ diye arkasına sıraladığımız her bahane. Suratımıza çarpan gerçeklerimize karşın hala bir bahane arayışlarımız. Görmek istemiyoruz, çünkü itiraf edemediklerimiz var kendimize. Görmek istemiyoruz, çünkü bizden başka herkes suçlu.

Sonra kendi başımıza kalıyoruz, dışarıyı suçladığımız yetmiyor bize, kendimizi suçluyoruz. ‘Bak, onlar ne kadar mutlu.’ ‘Bak onlar ne kadar başarılı.’ ‘Sen ne yapıyorsun? Bomboş geliyor hayat. Keyif almıyorsun yaptıklarından, keyif almıyorsun uyanmalarından ve derin bir nefes çekip haykırmak istiyorsun. ‘BENDE EKSİK OLAN NE? Eksik olan şey, dışarıyı izlemekten, içeriye göz atmayı unutmalarımız. Eksik olan, her şeyi dışarıda ararken, içeriden gelen sese kendimizi kapatmamız. Artık görmediğimiz gibi,

Başak Yeniayı- Tırmanış Zamanı

Önünde çıkabileceğin kocaman bir dağ var, o dağ yollarında arzuladığın bir yaşam var. Sen ise dağın eteklerindeki çiçekleri koklamakla ve dağı izlemekle yetiniyorsun.

En önemli konularda yapabileceğimizden azıyla yetinirken, popülarite olan konularda bir türlü tatmin olmuyoruz. Bir onaylanma ihtiyacı içindeyiz. Çocukluktan gelen bir his bu,  çevre tarafından onaylanma ihtiyacı. Doğru yapıyor muyum? Doğru yolda mıyım? Bana böyle öğretilmemişti.. Ya yanlış bir yola giriyorsam? Burası bilmediğim bir yol, virajlarını bilmiyorum. Karşıma ne çıkacağını bilmiyorum ve evden uzaklaşıyorum. O güven veren, konfor alanından uzaklaşıyorum. Sırtımı dayadığım duvar yok artık, dışarıda kaos var ve ben artık yola çıkmak zorundayım. Peki yargılanırsam kim koruyacak beni? Ya beni kabul etmezlerse? Ya kaybolursam?

Kabul görme ihtiyacı. Ne kadar büyürsen büyü, yaptıklarının onay görmesini bekliyorsun. Kendini kanıtlamalısın, ama kime? Başardığını kaç farklı kişiden duymak zorundasın daha? Ayaklarının üstünde ilk defa yürüyorsun ve ev halkının gözleri ışıl ışıl seni kutluyor. Kutlama bekliyorsun büyüsen de,