Posts by Penguen Yiğit

Koç Dolunayı – DUVAR

Yetmiyordu. İnsanlara o kadar çok şey vermen gerekiyordu ki, kimseye yetemiyordun, yetişemiyordun. Ucunu kaçırdın. Bir noktadan sonra yetersizlik hissi geldi ve en yakın arkadaşın oldu. Öyle ki, artık kendini işe yaramaz hissetmeye başladın. Oysa sen çok değerlisin ve kimseye bir şey vermek zorunda değilsin. Yaşadığımız süreçte sana bu hatırlatılacak. Kendini kimler için yetersiz diye adlandırıyorsun? Onlar senden hep bir şeyler istemeye devam edecekler ve önündeki en büyük duvarı oluşturacak bu beklentiler. Senin bir problemin yok, bir sorunun yok, çözülmeyecek veya aşılmayacak bir sıkıntın yok, iyi bak. İlişkide İletişim? İş yerinde daha fazla çalışmak, iş yapmak? Para kazanmak? ‘Onlar gibi’ olabilmek? Başarı? Bunlar kimin beklentileri? Hangi yarışın içine çekildin ve çıkamıyorsun? Kimler için yarışıyorsun? Hangi zafer, hangi başarı için kendi mutluluğundan ve huzurundan feragat ettin? Yeter ki başarayım, mutsuz da olsam, acı da çeksem başarılı olayım ve beni onaylasınlar dedin? Dedin ki bu kısır döngü içinde kaldın.

Bu duvar,

Terazi Yeniayı- SORGU

Hatır için unuttuğun kendini, hatırlatmaya geldi Yeniay. Sana unutturdukları kişiyi, seni. Kendinden, isteklerinden, hayallerinden uzaklaştın, seçimlerinle. Peki seçme şansın var mıydı? Sana bu şansı vermişler miydi gerçekten? İyi bak geçmişine, son kez. İyi bak seçimlerine ve iyi bak kendine, bu sen misin diye. Buraya gelene kadar uzun bir yoldan geldin, peki sen mi seçmiştin bu yolu? Bir yolun daha sonuna geldin. Son kez, geçmişine bak ve bu sefer tamamen sana ait bir seçim yap. Çünkü geçmişin perdeleri iniyor, bundan sonra ardına baktığında sadece bugünü hatırlayacaksın. Bugün yaptığın seçimi.

Şu an her şeyi sorguladığın bir dönemden geçiyorsun. Kariyerin, ilişkin, yürümek istediğin yol, olmak istediğin kişi, yaşadığın yer belki, kazandığın para, hak edişleri sorguluyorsun. Sorgulamak, uyanışının göstergesidir ve hatta gece uyuyamayışların da. Sorguluyorsun, çünkü her şeyin rayına girmesine ihtiyacın var. Bu süreç her şeyi yoluna koymak için önemli bir süreç, ancak gerçek bir seçimle, tamamen sana ait olan bir seçimle.

Balık Dolunayı- TSUNAMİ

İçimizde titreşen duygular su yüzüne çıkmakta, uzun süredir aklımızda olan, bizi oradan oraya sürükleyen bütün duygu ve düşünceler dalga dalga üzerimize gelmekte artık. Bastırdıklarımız, kararsız kalışlarımız, bilinçaltına attıklarımız, görmezden geldiklerimiz.. Deniz manzaralı balkonumuzda otururken, güneşi kapatan bir dalga şeklinde bize doğru yaklaşmakta..

Çok attın içine, söylemen gerekenleri söylemedin. Sustun. Öyle ki, sustukların sen oldun, söylediklerin başkası. Ruhsal bir deniz sahili bu süreç, yaşadığın depremlerin tsunamisini sana getiren ve haykırman gerekenler olduğunu söyleyen. Bu denizin sahilinde güneşin doğuşunu bekliyorsun, ancak saat öğleni biraz geçmekte. Farkında değilsin. Güneşi doğurmayan zaman değil, güneşini kapatan tsunami. Güneşin doğuşu senin için ne ifade etmekte, hiç düşündün mü? Karanlığın bitişi? Yeni bir günün başlangıcı? Bir umudun yeniden yeşermesi? Uyanış? Uyumadığın uyanmak için sabahı bekliyorsun ama sabah olalı geçmiş. Sen güneşi görmemek için bahane dalgaları yaratıyorsun. Zamandan ayrı, zamandan farklı.

Peki, dünü bırakmadan yeni bir güne başlamak mümkün mü? Yeni bir güne seni ne motive ederdi?

Kova Dolunayı- Yola Ferman

Seni duymayanlara bir şeyler anlatmak için ne kadar zaman harcadın? Sonra küstün, anlaşılmadığını düşündün. Yalnız hissettin. Sırf seni duymak istemeyenlere sesini duyurabilmek için. Oysa onlar başka bir yol seçmişti. Bambaşka bir hayat, başka bir anı. Şimdi gidiyorsun. Artık burada sana ait bir şey kalmadığını düşünerek. Arkana bile bakmadan, kendini yetersiz hissederek.

Buruk bir yola çıkış, ‘neden’ diye kulağını tırmalayan sesler, oysa güvenmiştim diye düşünmeler, onlar da benimle gelebilirdi diye iç geçirmeler. Gelemezlerdi. Şu an yanında olmayan kimse, seninle bu yola çıkamazdı. Çünkü bu yol, sesini duyuracağın yol. Hayır. Seninle bu yola gelemezlerdi. Sesini harcadıkların, sesini kimseye duyuramadığını düşündürtenler, yalnız hissettirenler, sesini kısanlar, seni görünmez kılanlar onlar. Hayır. Şu an onlar yanında olsaydı daha iyi hissetmeyecektin.

Bu bir neden bu yolda olduğunu hatırlama süreci. Neden bu yola çıktığını ve neden geçmişin yanında olmadığını. Neden onlar seninle gelemedi? Neden bu yola çıktın? Bu yol ne? Evet ya, nedir bu yol,

Ağustos -Yeniay- Vazgeçmeyenlerin Yükselişi

İnce bir çizgide yürüyen sen. Bir yanın vazgeçmişler, bir yanın vazgeçmeyenler. İki yandan çekiştirenler. Artık bitti diyenler, zevk bile almıyorsun diyenler, sadece zaman öldürüyorsun, neden devam ediyorsun? Bırak. Her şeyi bırak ve vazgeç. Senden hiçbir şey olmayacak! Bu dünyaya ait değilsin. Görev başarısızlıkla sonuçlandı.. Başaramadın.

Başaramadın mı?

Uçurumdan aşağı gidiyor gibiyiz, herkes bir yerlere, birilerine tutunma çabasında. Biraz tanıdık bir yüz, tanıdık bir ses, tanıdık bir yer gördüğün an tutunuyorsun. Bu bir kaçış hikayesi. Kendinden ve yolundan. Çok iyi biliyorsun hangi yola gideceğini ve çok iyi biliyorsun hangi yeteneklere sahip olduğunu. Korkuyorsun, çünkü korkuttular. Gelecekten. Bugünlerin geleceğini biliyordun ve her şey seni bugünlere hazırladı. Kendine haksızlık ediyorsun. Başardın. Başardın çünkü, vazgeç diyen şeytanlarına uymadın. Başardın çünkü, bu dünyadan gitmeyi seçmen için yüzlerce sebebin varken kalmayı ve mücadele etmeyi seçtin. Şimdi. Bunun hediyesini alma vakti. Her şeyle mücadele edebildin. Hatırla. İlişkilerin, ailen, arkadaşların, iş yerin, meslektaşların. Hepsiyle mücadele ettin.

Güneş Tutulması – Çarpışma

Sabaha kadar düşünebilir, akşama kadar konuşabilirsin. O derdinden, o isyanından bahsedebilirsin. Anlatabilirsin nedenlerini, yapılan haksızlıkları, hayal kırıklıklarını. Ağlayabilirsin, bağırabilirsin. Neden böyle oldu? Ne zaman ulaşabileceğim oraya? Biliyorsun geçmişimi, yaşadıklarımı, isteklerimi, yaşayamadıklarımı. Özlediklerimi biliyorsun diyebilirsin. Biliyorum, biliyorlar. Sen biliyor musun? Bugünlere kadar neden geldiğini? Neden vazgeçmediğini? Neden burada olduğunu? Kendini nasıl var edebileceğini? Gerçek kılabileceğini? Neden hissizleştiğini biliyor musun? Her şey birkaç saat konuşmadan sonra çözülebilir bir süreliğine, ancak şimdi her şeyi baştan aşağı geride bırakıp, kendini bulma zamanı. Köklerinden beslenip, geçmişinden özgürleşip ne olduğunu anlama zamanı. Bahaneleri bırakma vakti.

Hangi ikilem arasında kaldıysan, karıştıysa kafan bu kadar ve artık bir karar vermen gerekiyorsa, herkesten özgürleşmen gerektiğini biliyor olmalısın. Bu bir yalnızlık değil, bu bir kendine açılan kapı. Sorunların, kafa karışıklıkların ve hatta seni hayal kırıklığına uğratanlar olmasa bu kapıya kadar gelemezdin. Geldin. Şimdi kabuklarını sökme zamanı, kendine ulaşmalısın. Çünkü çözümün, özünde olduğunu göreceksin. Kafan karışık değil, sen bilinmeze gitmeyi sevmiyorsun.

Selam Dünya! Biz Delirdik! – İkizler Yeniayı

Delirmiş gibi uyandım. Zihnimde hiçbir şey yerinde durmuyordu, karmakarışıktım. Geçmiş ile gelecek birbirine girmişti, ben ile zihnim birbirine girmişti. Sinir sistemim altüst olmuştu ama gülüyordum. Giyindim ve kapıdan çıkarken delirmiş yanımı evde bıraktım. Herkese selam verdim. Hayır, kimseye selam vermedim. Çünkü kimse hak etmiyordu selamımı. Öfke vardı içimde, insanlara karşı. Sevgi vardı içimde, insanlara karşı. Kalabalıklar içinde yürürken aklımdan geçenleri bilseler yanımdan yürümezlerdi, yürümesinler! Onlar yüzünden bu haldeyim, kendimi ne zaman ifade etmek istesem, susturuldum. Oysa sabah haberlerde duyduklarım öylesine üzmüştü ki beni, acımıştım Dünyanın böylesine delirmesine. Bir dakika!  İnsanlar bana acıyarak bakacak diye mi kendim olamıyordum yoksa? Delirmiş yanımı her gün evde bırakıyordum, oysa her parçamı kabul etmeden, daha kendim kabul etmezken, insanlar beni neden kabul etsin ki? Eve döndüm, insanların delirmek diye anlamlandırdığı ve beni de buna inandırdıkları yanımı aldım ve kapıyı bu sefer kendim gibi açtım. Selam Dünya!

Farklıların olabilir, kimseye uygun da olmayabilir bu farklılıklar.

Akrep Dolunayı – Yabancı Kuyu

Bilinmeyenden korkuyordun en çok, bilinmezliğin yarattığı kaygı ve geleceğin bir türlü kafanın içinde şekillendiği gibi olmaması yabancılaştırıyordu yaşantına seni. Dönüşmekten korkuyordun, çünkü alıştığın bir benlik vardı. Kabul edilmemekten korkuyordun, karanlığının görülecek olmasından korkuyordun, görünür olmaktan korkuyordun. Çünkü kabul görülmediğin her an, her kişi,  kendini zaten ait hissetmediğin bir dünyada daha yalnız hissettiriyordu. Ya karanlık dediğin o yanın ortaya çıkacaktı, ya da oynamaya devam edecektin. Ya yabancı bir yerde, yabancı bir kişilik ile yürümeye devam edecektin ya da ‘ben buyum’ deme cesaretin ile yücelecektin.

Sana ait olmayan bir benliğini öldürürken, kendini yeniden doğuracaktın dünyaya. İşte o an, şimdi. Karanlık dediğin yanının kötü olmadığını, aslında bilinmeyen olduğunu ve ortaya çıkmadan ne olduğunu bilemeyeceğine karar verdiğin an. Oynamayı bırakır mısın? Bir süreci bitirmeden, diğer süreci başlatmaya çalıştığının farkında mısın? Süreci bitirme cesaretini gösterir misin? Çünkü, bitirmediğin ve kapısını açık bıraktığın her süreç ve bunun üstüne yeni eklenen her süreç sırtına bir yük olmaya devam etmekte.

Yeni Süreç – Senin Başlangıcın.

Kendi hikayene tanımadığın kahramanlar koydun. O kahramanlar merdiveni çıktı ve gitti, senin hikayeni terk ettiler, sana sorma gereği bile duymadan. Bazılarını ise hayalinde kurduğun kahramana benzemedikleri için sen kovdun hikayenden. Bıraktıkları boşluğu, başka kahramanlar ile doldurdun.. Bunca zaman. Şimdi ise kendi hikayenin kahramanı olmanın zamanı, çünkü baştan beri o boşluk seni beklemekte. Çünkü o boşluk senden başkasıyla dolamaz.

Geçmişin peşinden koştuğu, paçandan tuttuğu, ‘beni bırakma’ diye bağırdığı bir süreçtesin. Çocukluk günlerinden, bugüne kadar gelen sen ile bugün olan sen arasındaki kapının kapandığı ve hangi tarafı seçmen gerektiğini bilmediğin bir yerdesin. Belki de ilk kez kendin için bir şey yapacağın, daha önce yapmaktan çekindiğin, çünkü sana ‘yapmaman’ gerektiğini söyleyen kişilerle çevrildiğin, yapmaman gerektiğini söyleyen zihninin, korkularının olduğu ancak bugün hepsini yeneceğin yerdesin. Ailene suç buluyorsun belki, olduğun yeri hak etmediğini düşündüğün için, belki kendini yargılıyorsun. Bunların hepsi geride kalıyor. Kalmalı. Çünkü bugün kendin olma yolunda ilk günün.

Bugün geçmişe set çekeceğin,

Dolunay – Bıraktığın İz

Sabahı bir türlü gelmeyen gecelerden birinde kendine söz verdin. Gece sözlerini aldı ve bekledi. Ancak sabaha uyandığında sözlerin gecede kaldı, yerine getirmeye niyetli değildin, güçlü hissetmiyordun ve getirmedin. Kendine verdiğin sözler, hayatının düzeni karşısında bir kez daha yenilmişti. Bu geceyi defalarca yaşadın, sabah farklı biri olarak uyanmak için sözler verdin. Ne hayatın değişti, ne dünya değişti, ne de düzenin. Sonra bir kriz anı geldi, kaçtın. Bir kriz anında ne yapacağını bilemedin, kaçtın. Huzurunun bozulduğunu hissettiğin her an kaçtın, oysa orada bir mesaj vardı sana ait. Hayatın bir düzen. Kriz anında her şeyini kaybetmişcesine seni oradan oraya vuran bir düzen. Ancak kriz anı en büyük fırsat kendini tanıman için, ondan kaçmadığın an, kendini bulacaksın. Dolunay kendine verdiğin sözleri yerine getirmen için seni bekliyor, sana katkı olmak için.

Özgürlüğünün önünde duran her şey çok açık. Öncelikle alıştığın düzen, sonra da tutunduğun kişiler, toplumsal yargılar, çevresel yargılar ve başarısızlık korkusu. Bu süreçte bunların altı çizilecektir.

Koç Yeniayı- Karar Anı

Neyi bekliyorsun? Kim el uzatacak sanıyorsun? Yanlış bir karar almaktan korkarak kararsız geçirdiğin bunca sürenin sonunda artık adım atma vaktin geldi. Bu kararları almak için ihtiyacın olan cesaret, sana gelmekte. Neyi bekliyorsun? Hangi sihirli değneğin dokunmasını? Kimin el uzatmasını? Şimdi değilse ne zaman? Hayallerini gerçekleştirebileceğin, uçabileceğin bir sürece girdik. Uzun zamandır uçmayı öğreniyorsun, uzun zamandır bu sürece hazırlanıyorsun. Bunun farkındasın, çünkü içinde bir şeyler uçuşuyor ancak bastırıyorsun. Hangi adımın seni nereye götürebileceğini hesaplamaktan, yanlış bir karar vermekten korkmaktan olduğun yerde seni harekete geçirebilecek o anı bekliyorsun. Artık karar verme zamanı.

Neyin cesareti? Neyin kaygısı? Bak bir çevrene, senden daha mı iyiler hareket halinde olanlar, koşturanlar? Hayır.

O zaman bu korku neden? Karar almanı engelleyen hangi etkenlere tutunmaktasın. Kendi özelinde alacağın her kararın arkasında durabilecek kimleri aramaktasın? Yoruldun. Ancak hep devam etmek için nedenlerin, vazgeçmek için olan nedenlerine üstün geldi. Devam etmek istedin çünkü hayallerin vardı, umutların vardı,

Dolunay- Tutunduğum Ay Işığı

Gece başını yastığa koyduğundaki yalnızlıkta bulacaksın kendini. Kendinle kalacaksın ve bir şeyi fark edeceksin. Koskoca bir yalanı belki, kendin hariç herkesi kandırabildiğini fark edeceksin, zihnini ve geleceği kandırabildiğini fark edeceksin. Hayallerinin bile belki sana ait olmadığını fark edeceksin. O gün geldiğinde ise bunu hayal etmemiştim diyeceksin, hayal ettiğim zaman beni daha çok mutlu ediyordu diyeceksin. Gerçekleştiğinde ise burun kıvıracaksın.  Geçmişi bugüne taşımanın ağırlığını fark edeceksin. Tutunduklarını fark edeceksin, vazgeçemediklerini.

Geceyi aydınlatan ay ışığı tam olarak sana yansıyacak ve karanlıklar ardına saklandığın yerin ışıldamasından korkacaksın.  Peki, kendi ışıltısından korkan bir insan ne kadar değiştirebilir her şeyi? Kurduğu düzeni bozmayan bir insan ne kadar ilerleme kaydedebilir? Her şeyden şikayet edip ama hiçbir şeyin yerini değiştirmeyen bir insanın şikayete devam etmeye hakkı var mıdır? Ay ışığı denizi aydınlattığında izlemekle yetinmek yerine, seni aydınlatmasını ister misin? Seni aydınlattığında belki yargılayacaklar, belki sevmedikleri yönlerin ortaya çıkacak, belki insanlara eskisi kadar sempatik görünmeyeceksin ama kendin olacaksın.