Posts by Penguen Yiğit

Koç Yeniayı – PERDE

Bir odanın içinde oturuyorsun. Perdeler kapalı. Dışarıda ne var, ne oluyor bilmiyorsun, sadece birileri geliyor ve anlatıyor sana. Kafanda canlandırıyorsun. Yavaş yavaş bu senin gerçeğin oluyor. Dışarıda olanlar, sana anlatılanlardan ibaret olmadığını anlamak için sadece perdeyi açman gerekiyor. Ancak o kadar çok gerçeğin olmuş ki öğrendiklerin, korkuyorsun göreceklerinden. O kadar çok yalan duydun ki, gerçeğe karşı bir direncin oluştu. Odandasın. Yalnız hissettiren ve harekete geçmekten korkutan düşüncelerinle baş başasın. Dışardan taş atılıyor camına, perdeyi aç diye ama sen bunu saldırı olarak algılıyorsun.Daha çok korkuyorsun. İşte şimdi o perde aralanıyor. Gerçeklerin, aslında senin gerçeklerin olmadığını görüyorsun. Gerçek olmadığını görüyorsun. Bu yüzden ne kadar korksan da, içinde bir yerlerde gerçeğin güzelliğini fark ediyor ve hissediyorsun. Perde kalkıyor.

Nereye gittiğimizi bilmiyorduk, koşuyor, yarışıyor, birbirimizi çekiştiriyorduk. Rekabet öylesine bir hal almıştı ki, durmamız gerekiyordu. Durduk. Tokat yemeden durduk. Şu an bu durmayı en iyi şekilde değerlendirebileceğimiz bir sürece giriyoruz. 1 nisan itibariyle biraz daha içimize kapanıp,

POZİTİF

Süreç sancılı, süreç zorlu ancak bu süreç yeni başlamış bir süreç değil. Uzun süredir, hatta yıllardır devam eden bir süreç. Bir insan hastalığında acile gidene kadar kıvranmayı bekler, Dünya 2020 yılında acile kaldırıldı ve biz  ancak fark ettik hastalığı. Hastalığımızı. Biz de böyleyiz, devam edecek gücümüz kalmayana kadar sorunları görmemeyi yeğleriz. Yeğledik.

Şimdi olayın farklı bir yönüne bakmanızı istiyorum. İnsanlığı tek bir beden olarak düşünüp, kendiniz olduğunu düşünün. Bir noktada çıkan sorunu geri plana atıp, görmemezlikten geldikçe, o sorun başka yerlere de sıçramaya başlar. Beyninizi kemirir durur. Eğer bunu engelleyemezseniz, yavaşça bütün hayatınızı o soruna odaklarsınız. Ve o sorun artık sosyal yaşamınızı etkiler, depresyona girer evde kalırsınız. İşinizi engeller, işinize odaklanamazsınız. Çevrenizi etkiler, kimseyle görüşmek istemezsiniz. Ders çalışmak istemezsiniz.  Öfkelenirsiniz ve bir düşman ararsınız, bahanelere sığınırsınız, gelecek kaygısına kapılırsınız. En başta sorunun üstüne gitmek yerine, içinize atarak büyüttünüz. Ufacık bir olay, sırf uğraşmamak için derinlere attığınız için bütün hayatınızı kapladı ve şimdi tedavi olup tekrar topluma karışmak istiyorsunuz,

Balık Yeniayı- Yorgun

Öyle bir saklanmışsın ki, aradığın şeyin kendin olduğunu bulamıyorsun. Küçük bir çocuğun korkudan dolaba saklanması gibi. Ayak sesleri duyuyorsun, iki kapak arasından bir gölge görüyorsun. Sana yaklaştıkça korkun artıyor. Heyecanlanıyorsun. Ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun ama korkuyorsun. Kapak açılsa, kendinle karşılaşacaksın. Ne gelecekteki halinle karşılaşmak istiyor çocukluğun, ne de sen o korkmuş çocukluğun ile karşılaşmak istiyorsun. Hep o dolabın içinde kalsın istiyorsun. Her şeyi o dolabın içine atmışsın. Kimse açsın istemiyorsun. Aşk, para, gelecek, huzur, aile. Hepsi yolunda giderse, mutlaka açacağım diye erteliyorsun. Herkesi kurtaracağım diye giyinip çıktığın bu yolda, dolabın içinde korkan o halini hep unutuyorsun. Kendine uzatacağın bir el, seni hem o dolaptan, hem de karanlıktan çıkarabilir bu dönem. *Bu eli nasıl uzatacağım? -Kendine itiraf ederek. Sen, seni, sen tam olmayasın da onlara muhtaç olasın diye sana katkı olmayanlar için unuttun. Şimdi kendi içine bakma vaktin.

Tek bir sen yok, bunun farkındasın. Şu an içinde bir yerlerde yankılanan sesler var,

Son Dans

Son bir dans istiyorum senden.. Gökyüzüne meydan okur gibi, yeryüzüne isyan eder gibi, seni tutan elleri kırar gibi. Bu durgunluğu, karanlığı yırtarcasına bir dans istiyorum senden. Bu dans öyle bir son olmalı ki, sonsuzluğa evrilmeli. Öyle bir dans etmelisin ki, seni yargılayan gözler kaçırmalı gözlerini. Bu benim dansım diye çığlık çığlığa bağırmalı bedenin. İlk defa dans ediyormuşsun gibi heyecanla, dalga geçen yüzlere öfkeyle, seni anlamayan gözleri, duymayan kulakları kıskandırırcasına dans etmelisin. Çünkü bu dans, seni hayatta tutacak. Çünkü seni yendim diye düşünenler bu gece yanıldıklarını anlayacak. Çünkü senin gibi cesaret gösteremedikleri için sana saldıranları hiçe saydığın bir gece.

Sert bir giriş yaptık 2020’ye ve yakın bir zamanda düzelme görülmemekte, bu yüzden güçlü durmalı, gelişen olaylara karşı farkındalığımızı korumalı, gelene de, gidene de izinli olmalıyız. Kabule geçmeliyiz 2020’yi, çünkü aslında her şey yeni başlıyor. Merkür retroyla başlayan süreç 21 Aralık 2020’ye kadar bizi sürükleyecektir. Ayakta kalmak önemli, çünkü gökyüzü güçlü etkiler gösterdiğinde,

Ay Tutulması – ESİR

Ay tutuldu. Karanlığa, bir karanlık daha eklendi ve bu karanlığın karanlığında esir olduğun her şey fark edildi.

Boşuna değildi yaşadıkların, yaşattıkların, içinde öldürdüklerin, verdiğin emekler, umutların ve belki de ölen hayallerin. Hiç mi yoktu amacı bu yaşadıklarımın? Hiç mi düzelmez bu engebeli yollar, hep mi kara bulutlar? Hani bir mesaj alsan, evet yaşadın ama bunların bir amacı vardı deseler rahatlayacaksın. Vardı. Sen duymaya hazır mısın? Kabule geçmeye? Aldığın yaraları artık kapatmaya, ama o yaraları da göstermekten hiç utanmamaya. Evet çok şey yaşadın, belki sana söylenecek hiçbir söz, hiçbir şarkı, hiçbir yazı geriye döndüremeyecek yaşadıklarını. Peki ya zaten zamanın geri dönmesini değil de, seni görmesini istiyorsan? Yaşadıkların seni görüyor, seni izliyor ve vazgeçmediğin her an seninle gülümsüyor. Geçmişin ve ‘o’nların esiri olmaktan kendini özgürleştirir misin?

Yarım geldin, tamamlanmaya çalışıyorsun. Her şeyi deniyorsun. Nasıl tam hissederim diye çırpınıyorsun ve bir Tutulma geliyor. Ay Tutulması.. Yıl 2020. Ocak ayı.

Güneş Tutulması – KEŞİF

Artık vazgeçmelisin. Zaten başaramayacaksın, neden bu inat? Başarsan bile seni tatmin etmeyecek. Seni onaylamayacaklar, onurlandırmayacaklar. Ne yaparsan yap, hak ettiğin kadar ilgi görmeyeceksin. Ne kadar değer versen de, göremeyeceksin değer mesela. En üst noktaya çıksan da, alkışlamayacaklar yeterince. Seni sevmeyecekler. Sevsinler diye yaptığın onca fedakarlıklara rağmen. Sevsinler diye yıllardır kendin olamamana rağmen. İlk hatanda seni yok sayacaklar, yok edecekler. Kimse için yeterince var değilsin. Artık vazgeçmelisin.

Vazgeçmelisin, kendini kanıtlamaya çalıştığın herkesten. Vazgeçmelisin mesela sırf onaylanmak adına oynadığın oyundan. Üstüne giydiğin karakterlerden, düşüncelerden vazgeçmelisin. Sırtını dayadığın güvenlik duvarından vazgeçmelisin, göreceksin ki o duvar seni ellerinden ve ayaklarından zincirlere bağlamış. Özgürlük diye adlandırdığın her şeyden vazgeçmişsin de, bir tek bu oyundan vazgeçmemişsin. Anne! Baba! Sevgili! Arkadaş! Toplum! Aile! Onlar! Onlar! Her kimseniz lütfen beni onaylayın. Ben başardım. Bakın, tek başıma uzun bir yoldan geldim, başarılı biriyim artık! Beni artık özgürleştirin. Lütfen! Hocam, bu sınıfı artık geçmeliyim!

Ya bu mezuniyetin son sınavı senin kendini keşfin ise?

İkizler Dolunayı – Ceza

Ya cezayı veren sen isen?

Ya her şeyin yolunda olmayışı, kendini cezalandırdığın içinse ve bunun farkında değilsen. Başkalarını cezalandırdığını düşünüyorken, hayata karşı öfkeliyken ve çözemediklerin üstüne geliyorken, ya kendini cezalandırıyorsan? Kimi cezalandırdığını düşünüyorsun? Onları mı? Aileni mi? Sevdiğini mi? Kendini mutsuz kılarak, fazlasıyla düşünerek ve kaygılar içinde geleceğini düşünerek kimi cezalandırıyorsun? Fazla yiyip, harekete geçmeyip, kendini görünmez kılıp, kendine bakmayıp, yalnız kalıp kimi cezalandırıyorsun? Kendini? Sevmediğin yanını?

Her yanın sensin, artık diğer yarını kabul eder misin? Onu cezalandırdıkça, aslında kendini cezalandırdığını fark eder misin? Biliyorum. Biliyorsun, ondan nefret etmen için yüzlerce sebep var, herkesi eleştirdiğin yanlar, onda var ama o sensin. Bundan daha gerçek ne olabilir? Sen her şeysin. Gece yattığında kafandan geçen düşünceler de sensin, gündüz insanlar içinde konuşan da. Toplum içindeki sen ile kendi halindeki sen bir savaş halinde ve buradan bir zafer çıkmayacak. Kendini cezalandırmayı bırakana kadar. Yalnızsın, çünkü cezalandırdığın yanını kimse görsün istemiyorsun.

Yay Yeniayı – YA HU

Sen kimsin Ya hu!

Seni buraya kim bıraktı? Ne kadar yabancı geliyor artık di mi her şey? Dünyayı tanıdıkça yabancılaşma. Tam tersi olması gerekmiyor muydu? Bütün tanıdığını sandığın insanlara ‘Sen kimsin ya hu!’ diye bağırma isteği..

Seni tanımıyorum, aslında kimseyi tanıyamıyorum artık. Herkes rol mü yapıyor, yoksa ben mi rol yapıyorum. Gerçek ne? Gerçek nedir? Kaç yüzün var? Bana söylemediğin neler var.. Hakkımda düşündüklerin. Yüzüme güldüklerin, içinden konuştukların.. Yargıların.. Ben bu oyuna alışamadım..

Siz kimsiniz ya hu!

Kendimi tanıtayım öncelikle.. Ben.. Ben.. Ben kimim? Kendimi tanıtamıyorum size, çünkü ne düşüneceğinizi düşünüyorum, kendimi değil.. Söylediklerimin sizde ne düşünceler yaratacağını, hangi yargılara düşeceğinizi, beni nasıl tanımlayacağınızı, anlamlandıracaklarınızı düşünüyorum. Ağzımdan çıkan cümleler beni size tanıtamayacak, çünkü dinlemiyorsunuz..

Dinlemek.. Deneyimlemek. Karşımızdakini artık dinlemiyoruz, zamanımız yok. Hemen her şeyi tüketmek adına aceleyle koşturuyoruz. Sorun yarıştırıyoruz. En sorunlu benim! En mutlu benim! Hiçbir şey yetişmiyor, çünkü algılanan zaman ile ilerleyen zaman aynı değil bir süredir.

Akrep Yeniayı – Hoşçakal

Hoşçakal.

Veda etmeye hazırsın artık, sadece nasıl veda edeceğini bilmiyorsun ve sonrası için zihnin seni zorluyor. Acaba veda ettiğin olmadan hayat nasıl olacak? Ya yapamazsan? Ya düşündüğünden daha fazla alıştıysan? Ya her şey daha kötü olursa? Bir süre daha mı devam etsen? Bilemezsin.  Bilinmezlik ise tatlı bir kaos heyecanı. Yeni bir oyuncağı bekleyen küçük bir çocuk masumluğunda. Ne kadar bilinmez bir sürece ilerlesek de, bu masum kaos heyecanı var içimizde.

Defalarca sarsıldın. Sarsılman gerekiyordu uyanmak için. İzin vermen gerekiyordu bu kaosa, hayatında yolunda gitmeyen şeyleri görmezden geliyordun ve sadece geçip gitmesini bekliyordun. Tekrar uyuyordun. Oysa, sarılmaya ihtiyacın olduğu kadar, sarsılmaya da vardı. Bu sefer ise derinlerden bir ses gelmekte. Bu, sarsıntı öncesi gelen sessiz bir haykırış. İçinde birikenler, biriktirmene sebep olanlara karşı güç toplamakta. Bu sarsıcı bir vuruş olacak senin için.

Söylemek istediklerini bastıracak yer kalmadı içinde. Duymak istemediklerini duymaya başladın çevrende, görmek istemediklerini görmeye.

Koç Dolunayı – DUVAR

Yetmiyordu. İnsanlara o kadar çok şey vermen gerekiyordu ki, kimseye yetemiyordun, yetişemiyordun. Ucunu kaçırdın. Bir noktadan sonra yetersizlik hissi geldi ve en yakın arkadaşın oldu. Öyle ki, artık kendini işe yaramaz hissetmeye başladın. Oysa sen çok değerlisin ve kimseye bir şey vermek zorunda değilsin. Yaşadığımız süreçte sana bu hatırlatılacak. Kendini kimler için yetersiz diye adlandırıyorsun? Onlar senden hep bir şeyler istemeye devam edecekler ve önündeki en büyük duvarı oluşturacak bu beklentiler. Senin bir problemin yok, bir sorunun yok, çözülmeyecek veya aşılmayacak bir sıkıntın yok, iyi bak. İlişkide İletişim? İş yerinde daha fazla çalışmak, iş yapmak? Para kazanmak? ‘Onlar gibi’ olabilmek? Başarı? Bunlar kimin beklentileri? Hangi yarışın içine çekildin ve çıkamıyorsun? Kimler için yarışıyorsun? Hangi zafer, hangi başarı için kendi mutluluğundan ve huzurundan feragat ettin? Yeter ki başarayım, mutsuz da olsam, acı da çeksem başarılı olayım ve beni onaylasınlar dedin? Dedin ki bu kısır döngü içinde kaldın.

Bu duvar,

Terazi Yeniayı- SORGU

Hatır için unuttuğun kendini, hatırlatmaya geldi Yeniay. Sana unutturdukları kişiyi, seni. Kendinden, isteklerinden, hayallerinden uzaklaştın, seçimlerinle. Peki seçme şansın var mıydı? Sana bu şansı vermişler miydi gerçekten? İyi bak geçmişine, son kez. İyi bak seçimlerine ve iyi bak kendine, bu sen misin diye. Buraya gelene kadar uzun bir yoldan geldin, peki sen mi seçmiştin bu yolu? Bir yolun daha sonuna geldin. Son kez, geçmişine bak ve bu sefer tamamen sana ait bir seçim yap. Çünkü geçmişin perdeleri iniyor, bundan sonra ardına baktığında sadece bugünü hatırlayacaksın. Bugün yaptığın seçimi.

Şu an her şeyi sorguladığın bir dönemden geçiyorsun. Kariyerin, ilişkin, yürümek istediğin yol, olmak istediğin kişi, yaşadığın yer belki, kazandığın para, hak edişleri sorguluyorsun. Sorgulamak, uyanışının göstergesidir ve hatta gece uyuyamayışların da. Sorguluyorsun, çünkü her şeyin rayına girmesine ihtiyacın var. Bu süreç her şeyi yoluna koymak için önemli bir süreç, ancak gerçek bir seçimle, tamamen sana ait olan bir seçimle.

Balık Dolunayı- TSUNAMİ

İçimizde titreşen duygular su yüzüne çıkmakta, uzun süredir aklımızda olan, bizi oradan oraya sürükleyen bütün duygu ve düşünceler dalga dalga üzerimize gelmekte artık. Bastırdıklarımız, kararsız kalışlarımız, bilinçaltına attıklarımız, görmezden geldiklerimiz.. Deniz manzaralı balkonumuzda otururken, güneşi kapatan bir dalga şeklinde bize doğru yaklaşmakta..

Çok attın içine, söylemen gerekenleri söylemedin. Sustun. Öyle ki, sustukların sen oldun, söylediklerin başkası. Ruhsal bir deniz sahili bu süreç, yaşadığın depremlerin tsunamisini sana getiren ve haykırman gerekenler olduğunu söyleyen. Bu denizin sahilinde güneşin doğuşunu bekliyorsun, ancak saat öğleni biraz geçmekte. Farkında değilsin. Güneşi doğurmayan zaman değil, güneşini kapatan tsunami. Güneşin doğuşu senin için ne ifade etmekte, hiç düşündün mü? Karanlığın bitişi? Yeni bir günün başlangıcı? Bir umudun yeniden yeşermesi? Uyanış? Uyumadığın uyanmak için sabahı bekliyorsun ama sabah olalı geçmiş. Sen güneşi görmemek için bahane dalgaları yaratıyorsun. Zamandan ayrı, zamandan farklı.

Peki, dünü bırakmadan yeni bir güne başlamak mümkün mü? Yeni bir güne seni ne motive ederdi?