Posts by Penguen Yiğit

İkizler Yeniayı

Ya kendin olacaksın, ya bir başkası. Bambaşka hayatların pençesinde, kendini bulamadan yaşamaktır, yalnızlık.

Kafanın içinde bu kadar kalabalıkken, nasıl yalnız hissettiğini düşünürsün. Bu iki delilik arasında sıkışmış bir ruhun, başkalarının çizdiği ve geçmeye bir türlü cesaret edemediği, geçse kendi yolunun ferahlığında yürüyeceği bir çizgi. İkizler yeniayı, bu adımı atmanız için bir şans. Başka hayatlardan aldığınız numunelerin, kendi hayatınızla uyuşmadığını deneyimlemek, bir öfke yaratıyor. Oysa kendi numunelerinize ulaşmanız, sizi büyük bir yalnızlık hissinden çıkaracaktır.

Hareket, yeni bir hareket yaratıyor ancak kısır döngülerin bir türlü kırılamadığı bir hareket. Seçim, seçim ve seçim. Sanki bir labirent ve tam çıkışa geldiğinde en başa koyuyorlar. Bir deney. Bir kere daha, tekrar, tekrar. Aynı yollar, aynı seçimler. Peki bu labirentten bir çıkış yok mudur? Vardır. Kendi labirentini fark etmek. Labirent içinde ilerlerken seni yönlendiren sesler. Paralel zihinlerin. Geçmişteki Sen ile şu an olduğun Sen arasındaki çekişme. Şu an olduğun Sen ile geleceğe kurguladığın Sen arasındaki çekişme. 

Yay Dolunayı

Her şey seninle başlamıştı. Sen bunu başkalarına bağladın hep. Gün geldi ailene, gün geldi öğretmenine, gün geldi dostuna, gün geldi sevgiline, eşine. Ancak her şey  vazgeçmediğin, devam etmeyi seçtiğin o gece başlamıştı.

Kızdın, istemedin, ittin. Yolu kabullenmedin. Yolunu kabullenmek zordu, uzun bir yoldan gelmiştin zaten. Sadece saçının okşanmasına ihtiyacın vardı ve yürümek istemiyordun. Sonra bir el dokundu. Ayaklandın, ayaklarını sürüye sürüye devam ettin. Bir el dokundu, o el senin yaptığın seçimdi. Sen istedin ki, huzur olsun. Daha çok sorun geldi. Üst üste. Vazgeçmenin sınırındaydın, ancak devam etmeyi seçtin. Bir sezgin vardı ve bu bir umuda dönüştü. Bu umut seni buralara kadar getirdi. Sen getirdin. Herkesin katkıları olmuştur, herkes dokunmuştur sana, ancak en büyük dokunuşun kendi seçimlerin olduğunu bilmelisin. Başkalarını yüceltirken, kendini yargılamayı ve küçük görmeyi bırakmalısın.

Şimdi ‘bir kere daha düşersem, ayağa kalkacak gücü bulabilir miyim?’ diye düşünmekten kendini alamıyorsun, ancak bir bilsen bugünlere gelene kadar nasıl güçlendiğini,

Akrep Dolunayı

Her karanlıkta kaldığında, her yolunu kaybettiğinde, her çıkmaz sokağa girdiğinde bir umut vardır içinde. O umut kokusunu tanıdığın bir yola çıkabilme umududur. Dünyadan uzaklaştıkça yabancılaştığın, insanları tanıdıkça kendi haline döndüğün, anlayamadığın yerde susmayı tercih ettiğin bir karanlık. Uzayda süzülüyorsun da, dünya gittikçe küçük bir nokta gibi görünüyor gibi. Öyle bir hissiyat, öyle bir uzaklaşma hissi. Peki. Işığın kaybolduğunu hissettiğin bu süreci nasıl tersine döndüreceksin. Işığını tekrar nasıl bulacaksın? Hayat ışığını, hayata tekrar sarılma hissini, yaşam sevincini, hırsını, koşturmayı, amaçlarını tekrar nasıl yakalayacaksın? Seni içine çeken bu kara delikten nasıl kurtulacaksın? Seni tutan ne? Seni adım atmaktan, hedefine yürümekten, koşmaktansa yerinde tutan ne?

Gözüne güzel görünenler o kadar ışıl ışıl ki, ardındaki karanlığı göremiyorsun. Dolunayın ışığı dünyayı aydınlatırken, arka yüzündeki karanlığı nasıl yansıttığını göremiyorsun. Çünkü kendi karanlık yanına kapadın kendini. Oysa orada sen varsın, oysa orada hedeflerin, amaçların var. Oysa orada görmek istemediğin için üstünü örttüğün bir ışık var.

Koç Yeniayı-Başlangıç

Uyanır mısın? Gördüğün rüyalardan, daha güzel bir sen görebilmek için.

Değişimin rüzgarında savrulan düşüncelerin, kaygıların ve geleceğin bilinmezliği. Belki böyle hayal etmemiştin, belki de yalnız buraya kadar gelebileceğini düşünmemiştin. Belki de ne kadar kendi başına ayakta durabilecek gücün olsa da, varlığın hep bir el beklemişti. O elin sana uzandığını görüyorsun, kimi zaman bir haberin içeriğinde, kimi zaman bir dostun bakışlarında, kimi zaman çevrenin yargılarında. Sana değiştirmen gerekenler hep gösterildi. Sen bazen görmek istemedin, bazen kendine yakıştıramadın, bazen de daha özel bir mesaj beklediğin için gelen mesaja yakıştıramadın. Dışarıda aradın, içeride buldun. Dışarıya konuştun, içerisi duydu. Sen bu değişim için çok bekledin.

Çoğu geceler dualarında, çoğu günler haykırışlarında, çoğu dönemler isyanlarında istedin bu süreci. Çünkü dolduramadığın boşluğun sebebini aradın hep. Seni anlamayan kulaklara haykırdın, seni görmeyen gözlere kendini kanıtlamaya çalıştın. ‘Ben buradayım.’ Sen gerçekten neredesin? Buradayım! Sen şu an neredesin? Buradayım! Peki burası neresi? … Şimdi ‘Buradayım’ın içini dolduracak bir süreçtesin.

Terazi Dolunayı

Kimden, ne beklemektesin? Hangi el uzansın diye gözlerini dışarıya dikmektesin. Kim seni, senden daha iyi tanıyabilir. Peki neden başkalarının, senin hakkında ne düşündüğü ile bu kadar ilgilisin? Onlar konuşur ve konuşacaktır da, onlar yargılar ve yargılayacaktır da, o hakkındaki fikrini merak ettiğin insanlar hiçbir zaman senin için doğru kelimeleri kullanamayacaklar. Sen, kendin için doğru kelimeleri bulana kadar.

Yardım çığlıkları var içlerden gelen, dönsün denen devran. Peki biz ne yapıyoruz? Kendi devranımızı döndürmek için ne gibi değişikliklere açığız. Ne kadar izinliyiz duymaya kendimizi? Yargılamadan, katkı olmak adına ne kadar konuşuyoruz kendimizle. Kendimize ne kadar adiliz ki, çevremizden adalet bekliyoruz. Gelen her haber, okuduğumuz her şey öfke yaratmaya başladı, çünkü değişeceğine inandığımız hiçbir şey değişmemekte. Pozitif yönlerimizi görürken, negatif yönlerimizin üstünü örtmekteyiz. Çünkü onlar ‘kötü’. Çünkü bize yakışmıyorlar. Çünkü biz bu olamayız? En son sorumlulukların dışında, çevresel faktörlerin dışında, sabitlerin dışında, kendin için ne yaptın? Dön bir bak ve bu zamanı kimler için harcadığını gör.

Balık YeniAyı

Yara aldığın yerlerin şifalanırken, geçmişin ve yaşanmışlıklar şifalanırken, hissettiğin acı tutunmadır. Bu öyle bir tutunmadır ki, acıları ve korkuyu bile bırakmak istemezsin. Bırakmadıkça, seninle bütünleşir. Beslenirsin. Fark etmezsin. Fark ettiğinde ise ‘aman Allah’ım her şey kötüye gidiyor’ diye düşünürsün. Aslında her şey olması gerektiği yere dönüyordur. ‘Her şey kötüye gidiyor’ diye düşündüğün o ‘an’, her şey olması gerektiği yere dönüyordur. Kötü olarak algılatan, senin ‘olması gereken yer’den kaçışındır. Artık kaçamıyoruz. Balık Yeniayı kendinden çıkmaz sokak.

Şu an yaşanan olaylara yabancı gibi hissetmek, bir o kadar da acıyı hissetmek. Yorgun hissetmek ve koşmak istemek. Seni bırakmıyorlar. Koşmak istiyorsun, bırakmıyorlar. Durmak istiyorsun, bırakmıyorlar. Konuşmak istiyorsun, dinlemiyorlar. Susmak istiyorsun, suskunluğunu sorguluyorlar. Hep bir şeyler yapmanı bekliyorlar, hiçbir şey yapamıyorsun. Çünkü dinginlik zamanı. Hiçbir şey yapmamanın, ne kadar çok şeyi barındırdığından haberleri yok. Her yerinden çekiştirmişler, her yerinden yaraların var. Yaraların var da, göstermiyorsun. Dokunmasınlar diye gizliyorsun. Bazen kendinden bile. Sonra öfkeleniyorsun,

Başak Dolunayı-Zihin Oyunları

Zihin oyunlarına giriş.

Çelişkilerle dolu bir zihin. Sen ve diğerleri.  Bir soru silsilesi geliyor. ‘Bu düşündüğüm şey doğru mu?’, ‘Onlar da böyle düşünüyor mu?’,  ‘Görevlerimi yerine getiriyor muyum?’, ‘Yalnız mıyım?’.

Yeniay zamanı çevrenin seni oyun hamuru gibi şekillendirmesi konusunu işlemiştin hayatında, şimdi zihninle başbaşasın. Zihnin seni şekillendirme çabasında ve yanlış sorularla. Çünkü sen bıraktın ona bu görevi. Değişmeyen bir şeyler var ve kafandaki soruların hepsi sana hakimiyet kurma peşinde. Detaylar içinde kaybolmanı isteyen ve gerçeği sana göstermek istemeyen bir zihin yapısı var gökyüzünde. Çünkü ‘ne olacağın’ konusuna o kadar odaklısın ki, ne olduğun hakkında hiçbir fikir üretemiyorsun. İplerini bir ağaca bile devredersen, o ağaç senin hayatını bambaşka şekillerde değiştirebileceği fikrini düşünmüyorsun. İpleri kendi eline almanın vakti gelmedi mi?

Bilinçaltı sisli ve biraz da seni kandırmaya yönelik bu süreçte. Biraz seni uyutmaya çalışmakta, biraz geri çekilmeni söylemekte, kararsızlık içine sürüklemekte. Uçup gitmek isterken bambaşka diyarlara,

Kova Yeniayı (Parçalı Güneş Tutulması)

Bu uzun bir yolculuk, bu uzun bir yürüyüş, bu senin yolun. Bu senden bize, bizden sana bir haykırış. Bu, yalnız olmadığını hissettiren ancak tek başına yürüdüğünü hatırlatan bir yolculuk. Dengesiz duygularından kendi dengeni bulmanı sağlayan, çaresiz hissettiğin anlarda el uzatan, düştüğün yerden seni kaldıran bir yolculuğun başlangıcı.

Yeni bir yola çıkmak için öncelikle eski yürüdüğün yollardan alacağını alıp, fazlalıkları bırakman gerekir. Eski yürüdüğün yollar sana büyük tecrübeler getirdi, her ne kadar yorgun düşsen de, bazen sövsen de, bazı zamanlar vazgeçmenin sınırına gelsen de, buradasın. Şu an burada olman, yeni bir yola çıkmayı seçtiğini gösteriyor. Hiç bilmediğin, daha önce görmediğin, daha önce tecrübe etmediğin ancak seni tekrar tutkuyla kucaklayacak olan bu yolu sen seçtin.

Şimdi. Zihnin seni durdurmaya çalıştığı bu yerde, çevrenin seni vazgeçirmek istediği bu yerde, hatta belki ailenin sana inanmadığı bu noktada devam etmeyi seçmenin cesaretini hissedeceksin. Bütün dünya üstüne geliyor, her şey başa sarıyor ve istediğin noktaya doğru gitmiyor gibi hissedebilirsin.

31 Ocak Kanlı Tam Ay Tutulması

31 Ocak Kanlı Tam Ay Tutulması

Her şey değişir.

Senin gibi, kabullendiğin sürece, kabullenemediğinde başlar sanrılar. Anne sütünden ayrıldığın ilk an, ağlama sesin yankılanıyor güvenli hissettiğin evin duvarlarında, abartarak ağlıyorsun. İlgi görmek için. Kanıtlamak için kendini. Büyüdüğünü anladığın ilk an 31 ocak 2018. Yalan geliyor gösterilen sevgiler, kızgınlığın var bir yere varamadığın düşüncesine, güven duyduğun şeyler sarsılıyor gibi. Tutuluyor duyguların, zihnin birini arıyor sarılabileceğin ‘güvenle.’ Anne gibi ama artık bebek değilsin.  Bu dönem ise kabullenemediğimiz, beslenme ihtiyacımız. Öyle ya bizim hiçbir şeye ihtiyacımız olmaz, öyle der bir iç ses. Herkesin sana ihtiyacı var, senin hiçbir şeye ihtiyacın yok.

Duygusal beslenme, egosal beslenme, ruhsal ve bedensel beslenme ama en önemlisi bilişsel beslenme ihtiyacımız. Yetmiyor çünkü düzen içerisinde hiçbir şey ve yeni bir şeyler ortaya çıkmıyor. Aynı günler, aynı olaylar, aynı durumlar. Zihne gidip kilitlenen düşünceler, duyguya gidip tutulan hisler. Hangisi doğru? Hangisi yalan? gitgelleri. Aslında aradığımız şey doğru veya yalan mı? Yoksa gerçekten ne istediğimiz mi?

Oğlak YeniAyı

Üstünüzdeki baskıların arttığı bir döneme adım atmış bulunuyoruz. Bu baskı sorumluluk baskısı. Bu baskı geçmişten getirdiğimiz, köklerimizden gelen bir baskı. Bu yüzden sırtımızda büyük bir yük hissedebiliriz bu dönem, özellikle maddi ve duygusal bir hırpalanma yaşamış olabiliriz. Çünkü hem ilişkilerimizin karmaları, hem maddi kaygılar, hem de ileriye gitmemizi, yerimizde saydığımızı ardı ardına söyleyen bir ses var. Odaklandığımız an akıp giden bir zaman, yetişemediğimiz saat akışları, odaklanamadığımız her an durmuş bir zaman var.

Peki bu baskılar hangi soruları sorduruyor bize? Bizi nasıl yargılıyor, kendimizi nasıl yargılatıyor, nasıl geride kalmışlık hissi veriyor, nasıl gizliyor bütün duygularımızı. Duygu boşaltım sistemimiz nasıl oluyor da çalışmıyor bu dönem? Neden herkesi bizi engellemeye çalışan robotlar olarak görüyoruz? Neden herkes birbirinin üstüne basar gibi koşuyor? Nereye koşuyoruz? Durun.

Bu dönem durun ve arkanıza bir yaslanıp gidişatı izleyin. Bulutlara çıkın ve insanların koşuşturmasını izleyin, yere inin ve insanların bir yüzüne bakın. Nereden geliyor bu koşturmaca içindeki mutsuz yüzler?

Yengeç Dolunayı

Var olmak ile ait olmanın karıştırıldığı bu süreçte, içsel bir savaş halindeyiz. Hangi yöne gideceğimiz konusunda söylenenlerle, gitmek istediklerimiz arasında sıkışmış durumdayız belki de. Bizi sırtımızdan çekiştiren, bırakmak istemeyen, bize bağlı kalan ve bizim de zamanla bağlandığımız durumları terk etmek zor gelmekte. Ancak artık evden uçmamız gereken bir zaman. Bu ev hayatımız boyunca güvende hissettiğimiz, sırtımızı dayadığımız duvarlarla çevrili, ancak ilerlememizi engelleyen, özgürlüğümüzü kısıtlayan bir ev.

Bu ev gelene ve gidene kaygılandığımız, hayatımızın düzenini sağlamaya çalıştığımız, ait hissettiğimizi sandığımız, bizim dediğimiz ancak hiçbir zaman bizim olmayan, sadece bizi bir noktada tutmak için bize güven veren bir ev. Bu ev tembelleştiğimiz, adım atmaktan korktuğumuz, gizlendiğimiz, görevlerimizden kaçtığımız ve kapıyı sadece rahat ettiğimizde egomuz için açtığımız bir ev. Şimdi bu evden dışarı atım atma zamanımız.

Dışarıda yalnız hissedenlerin, yalnızken kalabalık hissedenlerin. Bütün insanlığın duygularını aynı anda algılandığı, herkes gerçek gelirken bir an gerçeklik algısının tamamen yitirilmesi, duygusal yükselmeler,

Satürn Oğlak Burcunda

Saklandığımız yerler vardır, herkesten sakladığımız. Kaygılarımızdan, korkularımızdan, insanlardan ve hatta sevdiklerimizden saklandığımız yerler. Derine ineriz kendimizi gizlemek için, maskeler takarız bazen duygularımız belli olmasın diye, kükreriz korkumuz ortaya çıkmasın diye, bağırırız bizi daha derinlemesine fark etmesinler diye, güleriz daha sonra yapacaklarımız anlaşılmasın diye. Saklambaç oynamayı sevdik hayatımız boyunca. Oyunu severdik, oyun bittiğinde hayatın kokusunu aldığımız için, oyunu severdik yaşanılan andan bizi uzaklaştırdığı için. Çocukken farkındaydık çoğu şeyin, çocukken farkında olduğumuzu algılamamıştık sadece. O günlerden, bugünlere getirdiğimiz her şey açığa çıkıyor ve bunu bir türlü kendimize açıklayamıyoruz. Farklı bahaneler arasında sıkışıp kalmayı seçmek, bir köşeye çekilip ne olacağını izlemek, acındırmak ve acımak daha kolay geliyor. Bizi bulamayacakları bir dünya kurmak ve sadece istediğimiz an o dünyaya ayak basmak, yani sobelenmemek, yani kim olduğumuzu kendimiz dahi algılayamadığımız için kendimizi insanlara açmamak, uzun süredir hayatımızda olan durumlar.

Sorumluluktan kaçmaya çabalamak, görevlerimizi yerine getirmemek için saklanmak, bu dünyaya neden geldiğimizi bu kadar merak ederken,