Posts by Penguen Yiğit

Hatırla – Yay Yeniayı

Bu yolu sen seçtin. Belki bir dertleşme esnasında, belki bir öfkeyle, belki bir depresyonda, belki en mutlu olduğun anda aklından geçti bu yol. Şu an sana boş gelen, belki de nedenini sorguladığın, belki çile olarak gördüğün, sıkıldığın ve vazgeçme aşamasında olduğun bu yolu seçtiğin o ana götürmek isterim seni. O gece, günün çok kötü geçtiği ve ne yapacağını bilmediğin, kendini çaresiz hissettiğin o gece. Bu kısır döngü kırılsın artık dediğin, belki insanlığa küstüğün, belki .güveninin tamamen yıkıldığı, vazgeçmenin kapısında beklediğin o gece bir cümle kurdun, belki bir dua idi. Yalnız değildin. Öyle içten, öyle samimi ve öyle bir yaratım gücüyle kurdun ki o cümleyi, bugün buradasın. Bu yoldasın. Yolunu kabul etmeden, kendini kabul etmeden daha fazla ilerleyemediğini görmelisin.

Korkuların vardı ve hatırlamak istemediğin çok gece oldu geçmişinde. Bu anı yaşamanı öğütlediler hep, geçmişten uzaklaşmanı söylediler. Yüzleşmediğin hiçbir şeyden tamamen özgürleşemeyeceğini söylemediler. Anı yaşa, anı yaşa, anı yaşa. Tamam da nasıl!

Bu Senin Hikayen – İkizler Dolunayı

Yolunu kaybetmedin, yolunu başka gözlerden izlemek istedin sadece. Herkesin hikayesinde bir cümle oldun, bir anı, bir  umut, bir dost oldun.  Şimdi ise kendi hikayeni yazmak için bekliyorsun. Yalnız  başına yola çıkmak her ne kadar korkutsa da insanı, özgürleştirir. Karar alırken iki kişilik almayacaksın, kendi hikayeni artık kendin yazacaksın. Bu hikaye senin hikayen, sana ait, senin cümlelerin, senin düşündüklerin, senin hayalin.

Uzun süredir aynı sayfaları okuyoruz, aynı cümleleri, aynı umutları ve belki de aynı hayatları. Çünkü yeni bir hikaye yazmak zaman ister, emek ister, cesaret ister. Bunları kendimizde bulamıyorduk belki de. Ancak şimdi yeni bir çağa giriyoruz. Herkesin kendi hikayesini baştan yazacağı bir çağ. Ne isek, özde neyimiz varsa, hangi kapasiteye sahip isek ve ne istiyorsak o hikayeyi yazacağız. Daha önce hiç böyle bir dönemden geçmediniz. Bu bir kısır döngü de değil, bu bir yeni çağ sizin için. Bu yüzden geçmiş anılarla-tecrübelerle eşleştirme yapamayan beyin, boşluk ilizyonu yaşatıyor. Ancak bir süre sonra her şey daha açık olacaktır.

Karmakarışık bir Hal, Jüpiter Yay.

Her yaşadığın halin ardında, sana iletilmek istenen farkındalık saklı. Mesajlar yağıyor her yerden ve sendin bunu görmek isteyen. Karışık ve bazı zamanlar endişeli halin, geleceğe dair gerçekleşmeye başlayan hayalinin, kaygıdan evrimleşme hali. Hazır mıyım? endişesi. Hazırsın ve bunu biliyorsun. Şimdi sen neyi beğenmediğine bak hayatında, neyi bir türlü aşamadığına. Önündeki engellere bir bak ve gözünde büyüyenlere. Sana anlatmak, sana göstermek ve sana söylemek istedikleri bir şey var.

Dünya artık senin tanıdığın, bildiğin yer gibi değil. Uzun süredir tanıdığın birinin gerçek yüzüyle karşılaşmak gibi. Tanıdığın Dünya mı gerçek? Yoksa şu an gerçek yüzünü gördüğün Dünya mı? Neden bu kadar farklı geliyor her şey? Kim bu insanlar? Kim bu konuşanlar? Ne anlatıyorlar? Yabancılaşıyor muyuz? Yoksa yaklaşıyor muyuz?

Yaklaşıyoruz. Kokuyu alıyoruz, ufukta bir ışık görüyoruz, yaklaştığımızı fark ediyoruz. Ancak devam etmeye gücümüz var mı? Sırf devam edelim diye mi ışığı gösteriyorlar bize? Bir döngünün üstünde boş yere mi kürek çekiyoruz?

Kasım

Her şey değişiyor ve bu değişime ayak uyduramayan ruh hallerimiz var. Biz bunu ani değişen ruh halleri olarak görüyoruz, ancak işin aslı yeni ve eskinin kapışması. 16 kasım itibariyle gökyüzünde değişiklikler, duraklamalar aynı anda olacak. Bunun sancıları bir süredir hissedilmeye başladı. Gökyüzünde aynı ana gelen birden çok değişiklik yeryüzüne her zaman büyük etki etmiştir, bunun da etki edeceğini düşünüyorum hem kollektif hem de küresel olarak.

Kişisel olarak etkilerine göz atarsak, uzun süredir ben ve biz olgusunu yaşıyoruz. Benliğimize ulaşmak isterken, bizliği görmezden gelemiyoruz. Çevresel faktörlerin hayatımıza büyük etki ettiği ve kollektif tarafından etkilendiğimiz bir süreci geride bırakacağız. Kollektif o kadar etkiliydi ki, bize ait olmayan bütün sorunları sırtımıza yüklendik, şimdi biraz kendi sorunlarımıza ve kendi hayatımıza odaklanabileceğimiz bir sürece gireceğiz. Son bir yılda yaptığımız yaratımların karşılığını alabileceğiz. Şimdi duygusal güvence isteyeceğimiz, güvenlik alanı arayacağımız ve ait olma hissiyatı için yollara koyulacağımız bir sürece giriyoruz. Yeni dönemin en önemli özelliği duygularımıza doğru yol alacağımızdır.

Boğa Dolunayı- Neyim var Gökyüzü?

Neyim var? Bana neler oluyor? Kimseye söyleyemediğim, içimde biriken, belki de insanların duymak istemeyeceği şeyler oluyor. Kimseye soramıyorum.. Benim neyim var? Cam duvarların içinde kilitli kalmışcasına izliyorum dünyayı ve anlamlandıramıyorum bu gidişi. Kimse durup bakmıyor, kimse görmüyor, kimse neler olduğunun farkında değil gibi geliyor ama biliyorum, herkes bunun farkında. Herkes neyim olduğunu biliyor, herkes neler olduğunu biliyor, çünkü aynı şey onlara da oluyor. Sadece kimse konuşmuyor. Konuşuyor aslında, konuşuyor ama hiç benim yaşadıklarımdan konuşmuyorlar, her şey yolundaymış gibi onlar için. Unutmak için konuşuyor gibiler. Her şey bu kadar yapay olamaz diyorum, bu kadar samimiyetten uzak hayatlarından memnun değillerdir. Belki de öyledir, benim kuruntumdur bunlar. Evet, ben başarısızımdır ve bahane arıyorumdur belki de.

Öyle mi? Herkes yaralarını gizlemekte bu kadar mı profesyonel yoksa? Yoksa, bu bir korku mu? Yarasını kabullenmemekle geçip gideceğini mi düşünüyor insanlar? Keşke yalnız hissettirmeseler maskelerinin ardında. Ben kimsenin yarasını kullanmam oysa ki, şifa olmaya çalışırdım.

Terazi Yeniayı- Yumru

Boğazında yumru olmuş cümleler, çıkmak için haykırıyor da, bir türlü çıkmıyor. Nefesin kesiliyor, hani artık yer kalmamış bastırmaya, hani artık yer kalmamış içinde atmaya. Fermuarı kapanmıyor dolu yüreğinin..

Öksürüyorsun, öksüyorsun çıkmıyor. Geçmiş olsun diyorlar, geçmiyor. Terazin şaşmış, gideceğin yol şaşmış, içinden gitmek bile gelmiyor. Gelsinler istemiyorsun sonra, gelip görsünler istemiyorsun güçsüzlüğünü insanlar. Oysa terazinin iki tarafı vardır, senin de. Oysa güç gibi güçsüzlük de senin bir parçandır. Gücü bulduğun yerdir, güçsüzlüğün. ‘İşte şimdi bittim.’ dediğin yerde başlamadı mı bütün hikayelerin? Yoruldum dediğin yerde gelmedi mi, o beklediğin el. En güçsüz hissettiğin an bulmadın mı kendi gücünü? Şimdi vazgeçmenin sırası mı? Şimdi haykırmanın zamanı değil mi? Tam hiçbir şey düzelmiyor dediğin yerdeyiz, tam olarak umutlarının erimeye başladığı yerde. Şimdi terazinin diğer tarafına bakmanın zamanı değil mi? O tarafta herkese teslim ettiğin gücün var, o tarafta beyaz bir elmas var. Emaneti geri almanın zamanı gelmedi mi?

Oysa kaç hayattan geldin,

Venüs Retrosu – Değer mi?

Değer mi? Bunca zaman dostlukların, sırların, sohbetlerin, paylaşımların ardına şükran duymak yerine herkese birini kötülemek değer mi? Herkesin içinde karanlık vardır, bunu kontrol altında tutanlar ile tutmaya değer görmeyenlerin savaşı büyüyor. Karanlık büyüyor ve bir ateş de biz atıyoruz. Çünkü öyle yükseklerden bakıyoruz, öyle tepelerde görüyoruz ki kendimizi, karanlığımızı bile kontrol altında tutmaya değer görmüyoruz artık. Özgürlüğü karıştırıyoruz. Bize hitap etmeyen bir şey varsa o ‘kötüdür, o aptallıktır, onlar kendilerini rezil edenlerdir, onlar fıkrasına gülünmeyenler, kendini rezil edenler, şarkısı dinlenmeyenler, sohbetleri çekilmeyenler, mizahı kötü olanlardır.’ Çünkü iyi olsa, bize hitap ederdi? O zirveden bir adım aşağı inmenizi rica edeceğim, çünkü artık kendinizi ne kadar yukarıda gördüğünüz değil, aynada kendinizi ne olarak gördüğünüz bir zamana adım atıyoruz. Kendimize ve kendi hayatımıza bir göz atacağımız zamanlar.

Bir adım aşağı inmenizi rica edeceğim, çünkü süreç kimin ne kadar yukarıda olduğunu değil, kimin ne kadar samimi olduğunu ortaya koyacak bir süreç. Burada kendimize ne kadar samimi olduğumuz test edilecektir.

Veda

Kapıdan çıkıp gidebilmeli insan, geçmişin evinden. Orada çok sevdikleri olsa da, tutunduğu acıları olsa da, kaybettiği insanlar olsa da, anıları olsa da, o kapıdan çıkıp gidebilmeli.

Hayatına devam edebilmek için hafiflik gerek insana, sırtında bir çuval yük ile ne kadar ilerleyebilir. Kapıyı açar, arkasına bakar ama bir türlü o adımı atamaz, yeni hayatına. Çünkü bilmez nelerin beklediğini, çünkü her ne kadar eski olsa da güvenli bir alanı vardır orada. Ne kadar acı olsa da anıları, ne kadar kırılmış olsa da sevgileri vardır o evde. Odadan, odaya koşturmaya başlar sonra.

Ev büyüktür ve yaşamasını sağlayacak kadar malzeme vardır o evde. Bir oda iş, bir oda aile, bir oda eğlence, bir oda çevre, bir oda depresyon. Balkona çıkar ve sokaktan geçenlere bakar ama hep en güzel arabaları görür gözleri, hep en mutlu çiftleri görür, hiç bakmaz eksik kalan hayatlara, hiç bakmaz ortak yaşamlara, hiç bakmaz kendi gibi olanlara.

Koç Dolunayı – Diriliş

Suçlu kim? Onlar mı? Sen mi?

Kavga ettiğin kim? Sahi ortada bir suç var mı? Yoksa bahanelerimiz mi var.. Bahanelerimizin en büyük düşmanımız olduğunu göreceğimiz bir süreçteyiz. Arkasına sığındığımız, kendimizi geride tuttuğumuz, korktuğumuz ve bize güvenlik alanı kurdurtan bahanelerimiz. İlişkilerde karşı tarafı suçlamamız, iş yerinde başkalarını suçlamalarımız, sokakta toplumu, evde aileyi. Yapamam dediklerimiz, yapamam ‘çünkü’ diye arkasına sıraladığımız her bahane. Suratımıza çarpan gerçeklerimize karşın hala bir bahane arayışlarımız. Görmek istemiyoruz, çünkü itiraf edemediklerimiz var kendimize. Görmek istemiyoruz, çünkü bizden başka herkes suçlu.

Sonra kendi başımıza kalıyoruz, dışarıyı suçladığımız yetmiyor bize, kendimizi suçluyoruz. ‘Bak, onlar ne kadar mutlu.’ ‘Bak onlar ne kadar başarılı.’ ‘Sen ne yapıyorsun? Bomboş geliyor hayat. Keyif almıyorsun yaptıklarından, keyif almıyorsun uyanmalarından ve derin bir nefes çekip haykırmak istiyorsun. ‘BENDE EKSİK OLAN NE? Eksik olan şey, dışarıyı izlemekten, içeriye göz atmayı unutmalarımız. Eksik olan, her şeyi dışarıda ararken, içeriden gelen sese kendimizi kapatmamız. Artık görmediğimiz gibi,

Başak Yeniayı- Tırmanış Zamanı

Önünde çıkabileceğin kocaman bir dağ var, o dağ yollarında arzuladığın bir yaşam var. Sen ise dağın eteklerindeki çiçekleri koklamakla ve dağı izlemekle yetiniyorsun.

En önemli konularda yapabileceğimizden azıyla yetinirken, popülarite olan konularda bir türlü tatmin olmuyoruz. Bir onaylanma ihtiyacı içindeyiz. Çocukluktan gelen bir his bu,  çevre tarafından onaylanma ihtiyacı. Doğru yapıyor muyum? Doğru yolda mıyım? Bana böyle öğretilmemişti.. Ya yanlış bir yola giriyorsam? Burası bilmediğim bir yol, virajlarını bilmiyorum. Karşıma ne çıkacağını bilmiyorum ve evden uzaklaşıyorum. O güven veren, konfor alanından uzaklaşıyorum. Sırtımı dayadığım duvar yok artık, dışarıda kaos var ve ben artık yola çıkmak zorundayım. Peki yargılanırsam kim koruyacak beni? Ya beni kabul etmezlerse? Ya kaybolursam?

Kabul görme ihtiyacı. Ne kadar büyürsen büyü, yaptıklarının onay görmesini bekliyorsun. Kendini kanıtlamalısın, ama kime? Başardığını kaç farklı kişiden duymak zorundasın daha? Ayaklarının üstünde ilk defa yürüyorsun ve ev halkının gözleri ışıl ışıl seni kutluyor. Kutlama bekliyorsun büyüsen de,

Balık Dolunayı

Haykırışların artık duyulsun istiyorsun. Sihirli bir değnek. Destek, bir destek istiyorsun. Beklentilerini ne kadar düşürsen de, hayat görüşün değişse de, hala olmamış, olgunlaşmamış bir şeyler var içinde. O’na ulaşmak. Kendine dönüyorsun, çevrene dönüyorsun, topluma dönüyorsun ve başın dönüyor. Çok şey yapmak isterken, yerinde sayıyor gibisin. Çok şey yapmak isterken, bir tembellik hali. Uyusam, zaman akıp geçse ve kalktığım an benim zamanım gelse. Yolda olmaktan yorulmak ve gidilecek yere hemen ulaşma isteği.  Uyusam zaman hemen geçse ve ulaşmam gereken yer göz açıp kapayıncaya kadar gelse. Gözünü kapıyorsun, ya bir şey kaçırıyorsam kaygısı basıyor bu sefer.

Artık bir şeyler hemen olsun istiyoruz, çünkü çok fazla şey yaşadığımızı düşünüyoruz kısa zamanda, ancak tam olarak istediğimiz zamanları daha yaşamadığımızı düşünüyoruz, çünkü oraya yolun sonunda ulaşacağız? Peki ulaştığımızda nasıl anlayacağız? Ya her şey zaten yoldan ibaretse ve yolun sonu yoksa? Sonuca ulaşacağımız hevesiyle hızla ve dikkat etmeden yol alıyorsak ve bazı şeyleri gözden kaçırıyorsak?

Güneş Tutulması- Uzaklardan Gelen

Hiç bu kadar uzak gelmemişti, güneşin doğuşu. Karanlık bir gecenin içinde, kime ve neye güveneceğini bilmeyen topluluklar gibiyiz. Kime ne anlatsak, kime nasıl güvensek, kim bunları bize karşı kullanır derken, sohbetlerimiz azaldı belki de. Güven duygumuzu yitirmekteyiz. Yalnız hissetmekte olan ruhumuza doğacak güneşi, içimizi ısıtacak sohbetleri, bizi huzurlu kılacak günleri beklemekteyiz. Evet, çok fazla beklentimiz var gelecekten. Evet, çok fazla hayal kurduk ve artık belki de güzel günleri, güneşli günleri hak ettiğimizi düşünüyoruz. Öyle ya, hiç hak etmediğini düşündüğümüz insanlar mutlu görünüyor. Bizde eksik olan ne? Neyi başaramıyoruz? Neyi yoluna koyamıyoruz? Hiç bu kadar soruların kafamızın içinde dolandığı bir süreç yaşamamıştık belki de, ne olacak? Nasıl olacak? Umut var mı?

Var. Şafak söküyor ve bir anda karanlıktan çıkınca, ışığın rahatsız ettiği yerdeyiz. Büyük bir değişim yaşadık, fark edenler oldu, fark etmeyenler oldu. Sıkıntılar, hastalıklar ve belki de kayıplar yaşayanlar oldu. Mutlu olanlar, kazananlar da oldu. Süreci algılayamayanlar oldu,