Posts by Penguen Yiğit

Ay Tutulması – ESİR

Ay tutuldu. Karanlığa, bir karanlık daha eklendi ve bu karanlığın karanlığında esir olduğun her şey fark edildi.

Boşuna değildi yaşadıkların, yaşattıkların, içinde öldürdüklerin, verdiğin emekler, umutların ve belki de ölen hayallerin. Hiç mi yoktu amacı bu yaşadıklarımın? Hiç mi düzelmez bu engebeli yollar, hep mi kara bulutlar? Hani bir mesaj alsan, evet yaşadın ama bunların bir amacı vardı deseler rahatlayacaksın. Vardı. Sen duymaya hazır mısın? Kabule geçmeye? Aldığın yaraları artık kapatmaya, ama o yaraları da göstermekten hiç utanmamaya. Evet çok şey yaşadın, belki sana söylenecek hiçbir söz, hiçbir şarkı, hiçbir yazı geriye döndüremeyecek yaşadıklarını. Peki ya zaten zamanın geri dönmesini değil de, seni görmesini istiyorsan? Yaşadıkların seni görüyor, seni izliyor ve vazgeçmediğin her an seninle gülümsüyor. Geçmişin ve ‘o’nların esiri olmaktan kendini özgürleştirir misin?

Yarım geldin, tamamlanmaya çalışıyorsun. Her şeyi deniyorsun. Nasıl tam hissederim diye çırpınıyorsun ve bir Tutulma geliyor. Ay Tutulması.. Yıl 2020. Ocak ayı.

Güneş Tutulması – KEŞİF

Artık vazgeçmelisin. Zaten başaramayacaksın, neden bu inat? Başarsan bile seni tatmin etmeyecek. Seni onaylamayacaklar, onurlandırmayacaklar. Ne yaparsan yap, hak ettiğin kadar ilgi görmeyeceksin. Ne kadar değer versen de, göremeyeceksin değer mesela. En üst noktaya çıksan da, alkışlamayacaklar yeterince. Seni sevmeyecekler. Sevsinler diye yaptığın onca fedakarlıklara rağmen. Sevsinler diye yıllardır kendin olamamana rağmen. İlk hatanda seni yok sayacaklar, yok edecekler. Kimse için yeterince var değilsin. Artık vazgeçmelisin.

Vazgeçmelisin, kendini kanıtlamaya çalıştığın herkesten. Vazgeçmelisin mesela sırf onaylanmak adına oynadığın oyundan. Üstüne giydiğin karakterlerden, düşüncelerden vazgeçmelisin. Sırtını dayadığın güvenlik duvarından vazgeçmelisin, göreceksin ki o duvar seni ellerinden ve ayaklarından zincirlere bağlamış. Özgürlük diye adlandırdığın her şeyden vazgeçmişsin de, bir tek bu oyundan vazgeçmemişsin. Anne! Baba! Sevgili! Arkadaş! Toplum! Aile! Onlar! Onlar! Her kimseniz lütfen beni onaylayın. Ben başardım. Bakın, tek başıma uzun bir yoldan geldim, başarılı biriyim artık! Beni artık özgürleştirin. Lütfen! Hocam, bu sınıfı artık geçmeliyim!

Ya bu mezuniyetin son sınavı senin kendini keşfin ise?

İkizler Dolunayı – Ceza

Ya cezayı veren sen isen?

Ya her şeyin yolunda olmayışı, kendini cezalandırdığın içinse ve bunun farkında değilsen. Başkalarını cezalandırdığını düşünüyorken, hayata karşı öfkeliyken ve çözemediklerin üstüne geliyorken, ya kendini cezalandırıyorsan? Kimi cezalandırdığını düşünüyorsun? Onları mı? Aileni mi? Sevdiğini mi? Kendini mutsuz kılarak, fazlasıyla düşünerek ve kaygılar içinde geleceğini düşünerek kimi cezalandırıyorsun? Fazla yiyip, harekete geçmeyip, kendini görünmez kılıp, kendine bakmayıp, yalnız kalıp kimi cezalandırıyorsun? Kendini? Sevmediğin yanını?

Her yanın sensin, artık diğer yarını kabul eder misin? Onu cezalandırdıkça, aslında kendini cezalandırdığını fark eder misin? Biliyorum. Biliyorsun, ondan nefret etmen için yüzlerce sebep var, herkesi eleştirdiğin yanlar, onda var ama o sensin. Bundan daha gerçek ne olabilir? Sen her şeysin. Gece yattığında kafandan geçen düşünceler de sensin, gündüz insanlar içinde konuşan da. Toplum içindeki sen ile kendi halindeki sen bir savaş halinde ve buradan bir zafer çıkmayacak. Kendini cezalandırmayı bırakana kadar. Yalnızsın, çünkü cezalandırdığın yanını kimse görsün istemiyorsun.

Yay Yeniayı – YA HU

Sen kimsin Ya hu!

Seni buraya kim bıraktı? Ne kadar yabancı geliyor artık di mi her şey? Dünyayı tanıdıkça yabancılaşma. Tam tersi olması gerekmiyor muydu? Bütün tanıdığını sandığın insanlara ‘Sen kimsin ya hu!’ diye bağırma isteği..

Seni tanımıyorum, aslında kimseyi tanıyamıyorum artık. Herkes rol mü yapıyor, yoksa ben mi rol yapıyorum. Gerçek ne? Gerçek nedir? Kaç yüzün var? Bana söylemediğin neler var.. Hakkımda düşündüklerin. Yüzüme güldüklerin, içinden konuştukların.. Yargıların.. Ben bu oyuna alışamadım..

Siz kimsiniz ya hu!

Kendimi tanıtayım öncelikle.. Ben.. Ben.. Ben kimim? Kendimi tanıtamıyorum size, çünkü ne düşüneceğinizi düşünüyorum, kendimi değil.. Söylediklerimin sizde ne düşünceler yaratacağını, hangi yargılara düşeceğinizi, beni nasıl tanımlayacağınızı, anlamlandıracaklarınızı düşünüyorum. Ağzımdan çıkan cümleler beni size tanıtamayacak, çünkü dinlemiyorsunuz..

Dinlemek.. Deneyimlemek. Karşımızdakini artık dinlemiyoruz, zamanımız yok. Hemen her şeyi tüketmek adına aceleyle koşturuyoruz. Sorun yarıştırıyoruz. En sorunlu benim! En mutlu benim! Hiçbir şey yetişmiyor, çünkü algılanan zaman ile ilerleyen zaman aynı değil bir süredir.

Akrep Yeniayı – Hoşçakal

Hoşçakal.

Veda etmeye hazırsın artık, sadece nasıl veda edeceğini bilmiyorsun ve sonrası için zihnin seni zorluyor. Acaba veda ettiğin olmadan hayat nasıl olacak? Ya yapamazsan? Ya düşündüğünden daha fazla alıştıysan? Ya her şey daha kötü olursa? Bir süre daha mı devam etsen? Bilemezsin.  Bilinmezlik ise tatlı bir kaos heyecanı. Yeni bir oyuncağı bekleyen küçük bir çocuk masumluğunda. Ne kadar bilinmez bir sürece ilerlesek de, bu masum kaos heyecanı var içimizde.

Defalarca sarsıldın. Sarsılman gerekiyordu uyanmak için. İzin vermen gerekiyordu bu kaosa, hayatında yolunda gitmeyen şeyleri görmezden geliyordun ve sadece geçip gitmesini bekliyordun. Tekrar uyuyordun. Oysa, sarılmaya ihtiyacın olduğu kadar, sarsılmaya da vardı. Bu sefer ise derinlerden bir ses gelmekte. Bu, sarsıntı öncesi gelen sessiz bir haykırış. İçinde birikenler, biriktirmene sebep olanlara karşı güç toplamakta. Bu sarsıcı bir vuruş olacak senin için.

Söylemek istediklerini bastıracak yer kalmadı içinde. Duymak istemediklerini duymaya başladın çevrende, görmek istemediklerini görmeye.

Koç Dolunayı – DUVAR

Yetmiyordu. İnsanlara o kadar çok şey vermen gerekiyordu ki, kimseye yetemiyordun, yetişemiyordun. Ucunu kaçırdın. Bir noktadan sonra yetersizlik hissi geldi ve en yakın arkadaşın oldu. Öyle ki, artık kendini işe yaramaz hissetmeye başladın. Oysa sen çok değerlisin ve kimseye bir şey vermek zorunda değilsin. Yaşadığımız süreçte sana bu hatırlatılacak. Kendini kimler için yetersiz diye adlandırıyorsun? Onlar senden hep bir şeyler istemeye devam edecekler ve önündeki en büyük duvarı oluşturacak bu beklentiler. Senin bir problemin yok, bir sorunun yok, çözülmeyecek veya aşılmayacak bir sıkıntın yok, iyi bak. İlişkide İletişim? İş yerinde daha fazla çalışmak, iş yapmak? Para kazanmak? ‘Onlar gibi’ olabilmek? Başarı? Bunlar kimin beklentileri? Hangi yarışın içine çekildin ve çıkamıyorsun? Kimler için yarışıyorsun? Hangi zafer, hangi başarı için kendi mutluluğundan ve huzurundan feragat ettin? Yeter ki başarayım, mutsuz da olsam, acı da çeksem başarılı olayım ve beni onaylasınlar dedin? Dedin ki bu kısır döngü içinde kaldın.

Bu duvar,

Terazi Yeniayı- SORGU

Hatır için unuttuğun kendini, hatırlatmaya geldi Yeniay. Sana unutturdukları kişiyi, seni. Kendinden, isteklerinden, hayallerinden uzaklaştın, seçimlerinle. Peki seçme şansın var mıydı? Sana bu şansı vermişler miydi gerçekten? İyi bak geçmişine, son kez. İyi bak seçimlerine ve iyi bak kendine, bu sen misin diye. Buraya gelene kadar uzun bir yoldan geldin, peki sen mi seçmiştin bu yolu? Bir yolun daha sonuna geldin. Son kez, geçmişine bak ve bu sefer tamamen sana ait bir seçim yap. Çünkü geçmişin perdeleri iniyor, bundan sonra ardına baktığında sadece bugünü hatırlayacaksın. Bugün yaptığın seçimi.

Şu an her şeyi sorguladığın bir dönemden geçiyorsun. Kariyerin, ilişkin, yürümek istediğin yol, olmak istediğin kişi, yaşadığın yer belki, kazandığın para, hak edişleri sorguluyorsun. Sorgulamak, uyanışının göstergesidir ve hatta gece uyuyamayışların da. Sorguluyorsun, çünkü her şeyin rayına girmesine ihtiyacın var. Bu süreç her şeyi yoluna koymak için önemli bir süreç, ancak gerçek bir seçimle, tamamen sana ait olan bir seçimle.

Balık Dolunayı- TSUNAMİ

İçimizde titreşen duygular su yüzüne çıkmakta, uzun süredir aklımızda olan, bizi oradan oraya sürükleyen bütün duygu ve düşünceler dalga dalga üzerimize gelmekte artık. Bastırdıklarımız, kararsız kalışlarımız, bilinçaltına attıklarımız, görmezden geldiklerimiz.. Deniz manzaralı balkonumuzda otururken, güneşi kapatan bir dalga şeklinde bize doğru yaklaşmakta..

Çok attın içine, söylemen gerekenleri söylemedin. Sustun. Öyle ki, sustukların sen oldun, söylediklerin başkası. Ruhsal bir deniz sahili bu süreç, yaşadığın depremlerin tsunamisini sana getiren ve haykırman gerekenler olduğunu söyleyen. Bu denizin sahilinde güneşin doğuşunu bekliyorsun, ancak saat öğleni biraz geçmekte. Farkında değilsin. Güneşi doğurmayan zaman değil, güneşini kapatan tsunami. Güneşin doğuşu senin için ne ifade etmekte, hiç düşündün mü? Karanlığın bitişi? Yeni bir günün başlangıcı? Bir umudun yeniden yeşermesi? Uyanış? Uyumadığın uyanmak için sabahı bekliyorsun ama sabah olalı geçmiş. Sen güneşi görmemek için bahane dalgaları yaratıyorsun. Zamandan ayrı, zamandan farklı.

Peki, dünü bırakmadan yeni bir güne başlamak mümkün mü? Yeni bir güne seni ne motive ederdi?

Kova Dolunayı- Yola Ferman

Seni duymayanlara bir şeyler anlatmak için ne kadar zaman harcadın? Sonra küstün, anlaşılmadığını düşündün. Yalnız hissettin. Sırf seni duymak istemeyenlere sesini duyurabilmek için. Oysa onlar başka bir yol seçmişti. Bambaşka bir hayat, başka bir anı. Şimdi gidiyorsun. Artık burada sana ait bir şey kalmadığını düşünerek. Arkana bile bakmadan, kendini yetersiz hissederek.

Buruk bir yola çıkış, ‘neden’ diye kulağını tırmalayan sesler, oysa güvenmiştim diye düşünmeler, onlar da benimle gelebilirdi diye iç geçirmeler. Gelemezlerdi. Şu an yanında olmayan kimse, seninle bu yola çıkamazdı. Çünkü bu yol, sesini duyuracağın yol. Hayır. Seninle bu yola gelemezlerdi. Sesini harcadıkların, sesini kimseye duyuramadığını düşündürtenler, yalnız hissettirenler, sesini kısanlar, seni görünmez kılanlar onlar. Hayır. Şu an onlar yanında olsaydı daha iyi hissetmeyecektin.

Bu bir neden bu yolda olduğunu hatırlama süreci. Neden bu yola çıktığını ve neden geçmişin yanında olmadığını. Neden onlar seninle gelemedi? Neden bu yola çıktın? Bu yol ne? Evet ya, nedir bu yol,

Ağustos -Yeniay- Vazgeçmeyenlerin Yükselişi

İnce bir çizgide yürüyen sen. Bir yanın vazgeçmişler, bir yanın vazgeçmeyenler. İki yandan çekiştirenler. Artık bitti diyenler, zevk bile almıyorsun diyenler, sadece zaman öldürüyorsun, neden devam ediyorsun? Bırak. Her şeyi bırak ve vazgeç. Senden hiçbir şey olmayacak! Bu dünyaya ait değilsin. Görev başarısızlıkla sonuçlandı.. Başaramadın.

Başaramadın mı?

Uçurumdan aşağı gidiyor gibiyiz, herkes bir yerlere, birilerine tutunma çabasında. Biraz tanıdık bir yüz, tanıdık bir ses, tanıdık bir yer gördüğün an tutunuyorsun. Bu bir kaçış hikayesi. Kendinden ve yolundan. Çok iyi biliyorsun hangi yola gideceğini ve çok iyi biliyorsun hangi yeteneklere sahip olduğunu. Korkuyorsun, çünkü korkuttular. Gelecekten. Bugünlerin geleceğini biliyordun ve her şey seni bugünlere hazırladı. Kendine haksızlık ediyorsun. Başardın. Başardın çünkü, vazgeç diyen şeytanlarına uymadın. Başardın çünkü, bu dünyadan gitmeyi seçmen için yüzlerce sebebin varken kalmayı ve mücadele etmeyi seçtin. Şimdi. Bunun hediyesini alma vakti. Her şeyle mücadele edebildin. Hatırla. İlişkilerin, ailen, arkadaşların, iş yerin, meslektaşların. Hepsiyle mücadele ettin.

Güneş Tutulması – Çarpışma

Sabaha kadar düşünebilir, akşama kadar konuşabilirsin. O derdinden, o isyanından bahsedebilirsin. Anlatabilirsin nedenlerini, yapılan haksızlıkları, hayal kırıklıklarını. Ağlayabilirsin, bağırabilirsin. Neden böyle oldu? Ne zaman ulaşabileceğim oraya? Biliyorsun geçmişimi, yaşadıklarımı, isteklerimi, yaşayamadıklarımı. Özlediklerimi biliyorsun diyebilirsin. Biliyorum, biliyorlar. Sen biliyor musun? Bugünlere kadar neden geldiğini? Neden vazgeçmediğini? Neden burada olduğunu? Kendini nasıl var edebileceğini? Gerçek kılabileceğini? Neden hissizleştiğini biliyor musun? Her şey birkaç saat konuşmadan sonra çözülebilir bir süreliğine, ancak şimdi her şeyi baştan aşağı geride bırakıp, kendini bulma zamanı. Köklerinden beslenip, geçmişinden özgürleşip ne olduğunu anlama zamanı. Bahaneleri bırakma vakti.

Hangi ikilem arasında kaldıysan, karıştıysa kafan bu kadar ve artık bir karar vermen gerekiyorsa, herkesten özgürleşmen gerektiğini biliyor olmalısın. Bu bir yalnızlık değil, bu bir kendine açılan kapı. Sorunların, kafa karışıklıkların ve hatta seni hayal kırıklığına uğratanlar olmasa bu kapıya kadar gelemezdin. Geldin. Şimdi kabuklarını sökme zamanı, kendine ulaşmalısın. Çünkü çözümün, özünde olduğunu göreceksin. Kafan karışık değil, sen bilinmeze gitmeyi sevmiyorsun.

Selam Dünya! Biz Delirdik! – İkizler Yeniayı

Delirmiş gibi uyandım. Zihnimde hiçbir şey yerinde durmuyordu, karmakarışıktım. Geçmiş ile gelecek birbirine girmişti, ben ile zihnim birbirine girmişti. Sinir sistemim altüst olmuştu ama gülüyordum. Giyindim ve kapıdan çıkarken delirmiş yanımı evde bıraktım. Herkese selam verdim. Hayır, kimseye selam vermedim. Çünkü kimse hak etmiyordu selamımı. Öfke vardı içimde, insanlara karşı. Sevgi vardı içimde, insanlara karşı. Kalabalıklar içinde yürürken aklımdan geçenleri bilseler yanımdan yürümezlerdi, yürümesinler! Onlar yüzünden bu haldeyim, kendimi ne zaman ifade etmek istesem, susturuldum. Oysa sabah haberlerde duyduklarım öylesine üzmüştü ki beni, acımıştım Dünyanın böylesine delirmesine. Bir dakika!  İnsanlar bana acıyarak bakacak diye mi kendim olamıyordum yoksa? Delirmiş yanımı her gün evde bırakıyordum, oysa her parçamı kabul etmeden, daha kendim kabul etmezken, insanlar beni neden kabul etsin ki? Eve döndüm, insanların delirmek diye anlamlandırdığı ve beni de buna inandırdıkları yanımı aldım ve kapıyı bu sefer kendim gibi açtım. Selam Dünya!

Farklıların olabilir, kimseye uygun da olmayabilir bu farklılıklar.