Boğa Dolunayı- Neyim var Gökyüzü?

Neyim var? Bana neler oluyor? Kimseye söyleyemediğim, içimde biriken, belki de insanların duymak istemeyeceği şeyler oluyor. Kimseye soramıyorum.. Benim neyim var? Cam duvarların içinde kilitli kalmışcasına izliyorum dünyayı ve anlamlandıramıyorum bu gidişi. Kimse durup bakmıyor, kimse görmüyor, kimse neler olduğunun farkında değil gibi geliyor ama biliyorum, herkes bunun farkında. Herkes neyim olduğunu biliyor, herkes neler olduğunu biliyor, çünkü aynı şey onlara da oluyor. Sadece kimse konuşmuyor. Konuşuyor aslında, konuşuyor ama hiç benim yaşadıklarımdan konuşmuyorlar, her şey yolundaymış gibi onlar için. Unutmak için konuşuyor gibiler. Her şey bu kadar yapay olamaz diyorum, bu kadar samimiyetten uzak hayatlarından memnun değillerdir. Belki de öyledir, benim kuruntumdur bunlar. Evet, ben başarısızımdır ve bahane arıyorumdur belki de.

Öyle mi? Herkes yaralarını gizlemekte bu kadar mı profesyonel yoksa? Yoksa, bu bir korku mu? Yarasını kabullenmemekle geçip gideceğini mi düşünüyor insanlar? Keşke yalnız hissettirmeseler maskelerinin ardında. Ben kimsenin yarasını kullanmam oysa ki, şifa olmaya çalışırdım. Şifaya köprü olurdum belki de, onlar da bana köprü olurlardı, bu kadar zor olmamalıydı paylaşmak. Bu kadar büyük bir küme, bu kadar nasıl yapaylaştı diye üzülmezdim belki de. Yalnız hissetmek büyük bir lüks bu kümede, bu kadar bağlıyken birbirimize. Olsun. Bu küme uyanacaktır.

Neyin var? Sana neler oluyor? Otur anlat, anlatamadıklarını, çünkü dünyanın gidişatı seninle doğru orantılı. Çünkü gökyüzü seni dinliyor her zaman ve onunla konuşmanı istiyor. O durgunlaşınca, sen durgunlaşıyorsun. Zaman akmıyor gibi, son haftaların geçmemesi, harekete geçme isteği ama öylece kalakalman. Zihnin patlayacak kadar dolu olmasına rağmen düşünememen. Çünkü neyi düşüneceğini bilememen. Kapasitenin farkında olman, ancak cam duvarlardan izlediğin dünyanın hızına yetişememe korkusu. Topluluklarla bir olma isteği, koşma isteği, hadi artık diye bütün dünyanın seni iteklemesi ancak kendinde o gücü bulamaman. Sadece zamanın geçip gitmesini ve kendi zamanın gelmesini öylece bekleme isteği.

Özgürleşme. İnsan en çok özgürleşme isteği ile yanıp tutuşur. Aileden özgürleşme, ilişkilerinden özgürleşme, topluluktan özgürleşme, çevreden özgürleşme ve kendinden özgürleşme. Bütün bunlar için maddi-manevi özgürlüğüne kavuşmak için çalışır, çabalar. İşte tam olarak bu zamandayız. Gökyüzünde bir dolunay var ve bu dolunay ışık saçan bir ayna. Kendimize bakacağımız, dünyamıza bakacağımız ve ışığı görebileceğimiz bir dolunay. Kendi ışığımızı. Karanlıklarda kalmış zihinlerin, uyuyan bünyelerin ve bilinçsiz bütün düşüncelere bir enerji topu. Bu Dolunay, bizim özgürlüğümüze açılan bir kapı. Artık tamam, bütün mesajları aldım ve kendi hayatıma adım atmamak için hiçbir bahanem kalmadı. Bu enerji beni özgürlüğüme kavuşturacak, çünkü bunu seçiyorum! Seçiyor musun? Her şeye gönüllü müsün gerçekten? Kaybetmekten korkarken, yalnız kalmaktan korkarken ve insanlar üstüne üstüne gelirken her şeye gönüllü müsün? İyi düşün, bundan beş yıl önceye dön, bundan on yıl önceye, bundan onbeş yıl önceye dön ve bir bak. Onun yaptıklarına gönüllü ol, onu iyisiyle kötüsüyle kabullen. Ondan utanma, o seni bu haline getirebilmek için bir araçtı. Onun yaşadıkları seni bugüne getiren yegane şey. Senin için çektiği onca çile, senin bu halin için yaptığı onca şey, o kadar fedakarlık ve bu halin geçmişindeki ‘sen’ e hala mı kızgın? Şükran duyulması gereken bir kişi varsa o da geçmişindeki sendir. Yaptığı bütün hatalar, seçtiği bütün kişiler, verdiği bütün kararlar senin içindi, ki zamanını çok daha güzel geçirebilecekken seni bu ana taşımak için büyük fedakarlıklarda bulundu. O’na şükret. Yoksa gelecekteki sen, şu an olduğun kişiye de kızgın olacak ve seçimlerini yargılayacak.

Buraya kadar bir yol vardı ve yürüyorduk, bundan sonra bambaşka bir yol var önümüzde. Büyük bir geçiş anı, karadeliğin içine girip başka bir evrene açılmak gibi. Son zamanlardaki durgunluklar, bazı zamanlar ani gelen mutluluklar, bazı anlar gelen hüzünler, öfkeler. Hepsi veda ile merhaba arasında geçen bir süreydi. Veda ettin hatırla. Tutunduklarına, güvenlik alanına, konfor alanına veda ettin. Acılarına, hüzünlerine, geçmişine veda ettin hatırla. Öfkelendirdi seni bu veda, hüzünlendirdi, sıkıştırdı, bastırdı ama veda ettin sen. Şimdi merhaba demenin heyecanı ve garip bir ferahlığını hissedeceksin. Tanımadığın, görmediğin, yaşamadığın bu sürece girerken korkuların da olacaktır. ‘Bu yeni çağ beni kabul edecek mi?’, ‘Her şeyi doğru yaptım mı?’, ‘Bunu hak ettim mi?’ soruları ve kaygıları olacaktır. Ancak seni tanıyor ve her şeyi zaten bu sürece girebilmek için yaptığını biliyorum. En yakın dostuna anlatamadıkların, en yakın gördüklerine bile açılamadığın ve baskıladığın seni, gökyüzü tanıyor. Duyuramadığın her çığlık, söyleyemediğin her cümle, açığa çıkaramadığın her öfke, sarılmak istediğin ancak geri durmak zorunda hissettiğin her kucaklaşma evrenin her köşesinde yankılanıyor. Bu yüzden yalnız değilsin. Bu yüzden beraberiz.

Boğa Dolunayı bizi önce sarsacak, sallayacak ve kendimize getirecek bir enerji barındırıyor. Sabitlerimizden, sabit duygularımızdan bizi değişkenlerimize doğru itecektir. Bu süreçte ilişkiler sona erebileceği gibi, yeni ilişkiler de başlayabilir. Bir parantez biten ilişkilere açmam gerekiyor. Bu süreçte biten ilişkiler sizi özgürlüğünüze kavuşturan ve duygusal olarak sizi şifalandıracak bir niteliğe sahip. Bu süreçten sonra bu ilişkiler tekrarlama özelliği de barındırıyor. Ancak şu an sadece duruma biten ilişki olarak değil, bu bitiş duygularının sizde yarattığı bilinçaltı açılımlarına bakmanız katkı olacaktır. Bunu siz mi hayatınıza çektiniz ve bu ilişki size ne ifade ediyordu, geçmişinizden arındıran neler vardı bu ilişkide, hangi şüpheleriniz ve güvensizlikleriniz çıktı ortaya, iletişim olarak nerede tıkandınız. Bunlara bakmanız, gelecek için size büyük bir hediye olacaktır. Bunlar sadece aşk ilişkilerini kapsamıyor, arkadaşlık ilişkileri ve aile ilişkilerini de kapsıyor. Gidenler olacaktır, hayatınız boyunca gidenler olacağı gibi. Gidenlerin ardından yaşanan zamana kayıp gözüyle bakmak yerine, yaşanmışlıkların sizi dönüştürdüğü kişiye bakmanız ve şükretmeniz katkı olacaktır.

Maddi durumlar bu dönem özgürlüğün anahtarı olarak görülebilir. Bu yüzden maddi olanak sağlayabilecek üretimler yapmak ve maddeye yönelik yatırımlar katkı olacaktır. Yaratımların çok etkili olduğu bu süreçte, ağzımızdan çıkan cümlelere dikkat etmeli, özellikle kendimizle ilgili öfkeyle umutsuzluk hali getiren cümleler kurmamaya, zihne kaymamaya özen göstermeliyiz. Bir an sakin ve bilinçli kalırsanız, gelecekteki birçok ana katkı olacağınızı bilmeli ve bu bilinçte olmalısınız.

Ruhsal hal, bilinçaltıyla doğru orantılı gittiğinden iletişimde olduğunuz kişilere ve çevrenize dikkat etmelisiniz. Bilinçaltınızdan dışarı çıkan durumların üstünü kapatmamalı ve bu durumun sizde yarattığı ruhsal hali çözümlemeli, kaçış yoluna gitmemelisiniz. Çünkü tekrar ve tekrar döngü haline girmemesi için yapılması gereken şey yaranın derinlerine bakmaktır, üstünü kapatmak değil. Ruhunuz çekiliyor gibi gelebilir, içten içe çöküyor hissiyatı olabilir, hiçbir şey düzelmeyecek gibi gelebilir, bunlar kulağınıza fısıldanabilir. Ancak kendi ruhsal gücünüze ulaşmak bu bilinçaltı kayıtlarının ortaya çıkması gerekliydi ve bunları şifalandırmak veya üstünü örtmek sizin seçiminiz. Toplumdaki yerinizi, çevrenizdeki yerinizi sorgulayan bir hal içindeyseniz, bu özgüvensizliğin son zamanlarda bir enerji halinde birçok kişiye geçtiğini bilmelisiniz. Bu geçici bir süreçti ve geride kalmakta. Bu sorgulamalar her konuda sizi bulabilir, sorgulayın ancak kendinizden vazgeçmeyin. Üretme konusundaki zorluklar ise bilginin evrim geçirip, yeniye doğru yol almasından.

Dışarıya o kadar odaklıyız ki, kendimizi duyamaz ve göremez haldeyiz. Hayatları ve kapasiteleri karşılaştırmalar, yükselişleri ve düşüşleri karşılaştırmakla geçiyor zaman. Kim ne yapmışların, kim ne demişlerin dünyasında biz ne yapıyoruz diye sormakla geçiyor hayatlar. Birbirimizi öyle bir etkiliyoruz ki, sorunları sorunlarımız, dertleri dertletimiz oluyor ve durup dururken nerden çöktü bu ağırlık diyoruz kendi kendimize. Şimdi üstümüzden bütün yükleri atmanın zamanı, kimden ne aldıysak geri iade etme zamanı. Artık kendi gücümüzü, kendi kapasitemizi görme zamanı. Dışarıdaki yapay hayatların, kendi hayatımızı yapaylaştırmasına izin vermeme zamanı. Biz çok güzel bir çağda idik ve bunu seçerek geldik. Her şeyi görebileceğimiz, iyiyi ve kötüyü ayırabileceğimiz bir çağda idik ve artık gözlerimizi açma zamanı.

Üstüne toprak atmışlar, üstüne sorumluluk adı altında birçok şey yüklemişler, kambur yürüyorsun. Dünyayı sırtında taşıyorsun da, dönüp yardım edelim mi demiyorlar. Sırtına başarı adında bir şey yüklemişler ve koşmanı istiyorlar. Sadece uyuduğunda bunu hissetmiyorsun ve uyandığın an giysilerinden önce sana yüklenenleri giyiyorsun. Uykunu alamadığından değil, bir gün önce çok yoğun bir gün geçirdiğinden değil yorgunluğun, isteksizliğin. Sana yüklenenleri sırtından atıp özgürleşememen de. Yaşlı bir beden gibi hissetmen ve bazı şeylere artık hevesinin olmaması senden kaynaklı değil, senden beklenenlerin artık senin için bir şey ifade etmemesinden. Beklentiler, senin kendinden beklentilerin değil, gelecek kaygın senin istediğin geleceğin değil, uyandığın dünya sana ait değil. Başkalarının sana kurduğu ve oynadığın bir dünyaya uyanmak istemiyorsan, üstüne yükledikleri beklentileri, istekleri fırlat at. Çünkü artık kendini ifade edebileceğin, kendini tamamlayabileceğin bir süreçtesin. Artık yaralarını saklamaktan korkacağın ve yalnız hissettiğin bir çağda değilsin, bu çağ senin çağın, bu zaman senin zamanın.

Zamanın dolmadı, sadece kum saatini çevirmen lazım.

Kendini gerçekleştir.

 

Facebook 44 Twitter 25 Linkedin 04 Tumblr 02