Koç Dolunayı – Diriliş

Suçlu kim? Onlar mı? Sen mi?

Kavga ettiğin kim? Sahi ortada bir suç var mı? Yoksa bahanelerimiz mi var.. Bahanelerimizin en büyük düşmanımız olduğunu göreceğimiz bir süreçteyiz. Arkasına sığındığımız, kendimizi geride tuttuğumuz, korktuğumuz ve bize güvenlik alanı kurdurtan bahanelerimiz. İlişkilerde karşı tarafı suçlamamız, iş yerinde başkalarını suçlamalarımız, sokakta toplumu, evde aileyi. Yapamam dediklerimiz, yapamam ‘çünkü’ diye arkasına sıraladığımız her bahane. Suratımıza çarpan gerçeklerimize karşın hala bir bahane arayışlarımız. Görmek istemiyoruz, çünkü itiraf edemediklerimiz var kendimize. Görmek istemiyoruz, çünkü bizden başka herkes suçlu.

Sonra kendi başımıza kalıyoruz, dışarıyı suçladığımız yetmiyor bize, kendimizi suçluyoruz. ‘Bak, onlar ne kadar mutlu.’ ‘Bak onlar ne kadar başarılı.’ ‘Sen ne yapıyorsun? Bomboş geliyor hayat. Keyif almıyorsun yaptıklarından, keyif almıyorsun uyanmalarından ve derin bir nefes çekip haykırmak istiyorsun. ‘BENDE EKSİK OLAN NE? Eksik olan şey, dışarıyı izlemekten, içeriye göz atmayı unutmalarımız. Eksik olan, her şeyi dışarıda ararken, içeriden gelen sese kendimizi kapatmamız. Artık görmediğimiz gibi, duyamıyoruz da. İnsanı insan yapan en güzel sese kendimizi kapadıkça, dışarıdan gelen her ses kulağımızı tırmalıyor. Övgüler, sevgiler, güzel sözler bile bir şey ifade etmemeye başlıyor. Çünkü duymak istediğimiz şey, o iç ses. Zihinden gelen değil, bilişten gelen. Başkalarının bize empoze ettiği düşünceler değil, algılarımızın bize bahsettiği o musiki.

Direnç noktalarımız, bir türlü adım atamayışlarımız, kendimizi baskıladığımız alanlar, kapasitemizi bir türlü ortaya çıkaramayışlarımız. Güç. Gücümüzü göstermeye korktuğumuz yerler. Atılacak adımlarımız, ancak bu adımların hayatımıza getireceklerinden kaygı duymalarımız. Hayatımızda ‘üst’ gördüğümüz kim varsa, onlarla artık enerjisel olarak çarpışmalarımız. Gece başka, gündüz başka olan ruh hallerimiz. Bir an her şeye eyvallah diyebilecekken, bir an her yeri kırıp dökme isteğimiz. Bunların hepsi Dolunayın bize enerjisel getirileri. Öfke kontrolü, iletişimde bozukluklara karşı alacağımız önlemler, ani çıkışlardan kaçınmamız bu süreçte biraz olsun katkı olacaktır bize. Ancak diğer yandan deşarj olmamız gereken alanları baskılamamamız elzemdir. Çünkü bu bedenden çıkmaya başlayabilir bu süreçte. Spor yapabiliyorsanız, spor yapmanızı, yoksa bir şekilde hareket halinde olmanızı tavsiye edebilirim. Bedensel enerjinin birikmemesi, öfkenin içeride kalmaması, dengemizin şaşmaması önemli bu dönem.

İlişkiler için bir dönüm noktası Koç Dolunayı. Kadersel noktaların da işin içinde olduğu bu dönem, ilişkiler büyük bir dönüşüm içine girebilir. Enerjisel olarak yanında rahat etmediğiniz kişilerden uzaklaşabilirsiniz, uzun zamandır söylemek istediklerinizi bu süreçte ağzınızdan çıkabilir ve bu ilişkinin dönüşümüne yol açabilir. Açık olabildiğiniz kadar açık olmanız önemli ilişkinizde ve iletişiminizde. Çünkü açık olsanız da, olmasanız da Ekim ayındaki Boğa dolunayında her şey ortaya çıkacaktır. Önümüzde çok önemli 3 dolunay durmakta ve bizi öyle veya böyle dengeye oturtmak adına itecektir. İteklenme ihtiyacı duyuyoruz, ‘hadi başarabilirsin.’ denmesini bekliyoruz. Ancak bu sözü artık sadece siz kendinize söyleyebilirseniz bir katkı alabilirsiniz. Kendi yolumuzdan bizi alıkoyan her ne varsa, bu süreçte hayatımızdan çıkacaktır ve kendi sözlerimizle, kendi şarkılarımızla, kendi motivasyonumuzla bir yola çıkacağız.

Koç Dolunayı bize birçok şeyi sorgulatacaktır, adalete karşı inancımızı, kendimize olan inancımızı, özgüvenimizi, kariyerimizi, gerçekten istediğimiz işi yapıp, yapmadığımızı, zorunluluklarımızı ve sorumluluklarımızı. Bir nevi tatil bitti diyecektir. Yeni bir dönem başlıyor ve artık bir şekilde adım atmalısın diyecektir. Kariyerimizi kendimiz yönetmeliyiz ve dış etkenlerden uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaşmalıyız. Kendi kararlarımızı kendimiz vermemiz ve aile-çevre-ilişkide olduğumuz kişiler tarafından manipüle edilmememiz önemli. Bu süreç, kendimize verdiğimiz değer ile kendimizle savaştığımız düşünceler arasında gidip gelen bir süreç. Bu yüzdendir ki, kendimize verdiğimiz değeri, dış faktörlerle karşılaştırıp değerlendirmemeliyiz. ‘Biz ne yapabiliriz?’ e bakmalıyız. Her şeyi mükemmel yapamayız ama kendi hür kararlarımızla yapabiliriz. En iyisi olmaz belki ama ‘bizim’ olur. ‘En’lerle mutlu olamayacağımızı, ancak bize ait olanlarla mutlu olabileceğimizi algılayabileceğimiz bir dönem.

Hayal ettiğin yerde olmayabilirsin, hatta hayal ettiğin yerde başkaları var gibi hissediyor olabilirsin. Yaşamayı düşündüğün hayatı, başkaları yaşıyormuş gibi. Bu çağın virüsü, kendine verdiğin değeri yiyip bitirmekte ve şu an kendine verdiğin değeri şifalandırman gereken yerdesin. Bu değeri dışarıdan bekliyor olabilirsin, kendini değersiz hissetmenin sebeplerinden biri bu. Çünkü sen kendine verdiğin değer kadar görünüyorsun dışarıdan. En son ne zaman kendine bir hediye aldın? En son ne zaman ne kadar değerli olduğunu hatırlattın kendine ve en son ne zaman kapasiteni fark ettin? Dışarıdan beklediğin, kendinden beklediklerin olabilir mi? Ya bunun ilk adımı kendine verdiğin değerden geçiyorsa, ya kendine adil olduğunda adalet gelecekse ‘dünyana.’ Adalet anlayışımız, bakış açımız ve adalete inancımız test edilecektir bu dönem.

Bu hiç adil değil. Ben hak etmiştim. Ben orada olmalıydım. Ben başarmalıydım. Ben yapmalıydım. Ben. Ben. Her şeyin bir zamanı olduğunu görüyorsun evrende, bir çiçeğin açacağı zamanı, bir yaprağın düşeceği zamanı, güneşin batacağı zamanı ve güneşin doğacağı zamanı biliyorsun ve kendi zamanının ne zaman olduğunu gayet iyi hissediyorsun. Bahanelerin görmene engel oluyor sadece. Bir tek kaos anında ne olacağını bilemiyorsun, ancak kaosu da kötü belledi zihnin. Her şey planlı gitsin, her şey zamanı geldiğinde olsun diyorsun, ne olacağını bilmediğin yollara girmiyorsun, karanlıklardan geçmiyorsun, hep aynı çizgiye basarak yürüyorsun ancak hayatın hemen düzelsin, istediklerin hemen olsun istiyorsun. Çünkü hak ettin, çok çile çektin, çok acı çektin, çok üzüldün. Kaç gece gülerek girdin eve, kaç gece ağlaya ağlaya uyudun, artık yeter di mi? Artık dönsün bu devran, sen de mutlu ol di mi? Peki dönsün diye bu devran, değişsin diye hayatın kaç kere yolunu değişmeyi düşündün. Kendi yolundan gitmeyi, hayatında bir kaos yaratmayı ne zaman düşündün? Sen zamanını bekliyorsun, evrende zamanın ne zamansa öyle işliyor. Acılara tutunarak bahaneler koyuyorsun önüne. Ya bundan besleniyorsan? Hadi bir bak hayatına, objektif olarak. Kendine yüklenmeden, yargılamadan kendine itiraf et bazı şeyleri. Yarın yeni bir gün olsun, yarın güzel bir gün olsun. Yeni olsun, aynı olmasın.

Beklentilerin. Sevdiklerinden, hayattan, toplumdan, zamandan, işinden, parandan, geleceğinden beklentilerin. Kafanda şekillendirdiğin gibi olmayan her anın seni düşürdüğünün farkında mısın? Planladığın gibi gitmeyen her şeye düşman olduğunun, beklediğin sevgiyi ve değeri tam olarak alamadığının farkında mısın? Beklentilerin seni ne kadar sıkıştırdığının ve senden beklenenlere karşı girdiğin stresin farkında mısın? Beklentilerinin altında eğildiğinin, bunu kendi kendine yaptığının farkında mısın? Ya şöyle olacak, böyle olmalı demek yerine olduğu gibi kabul geçmeyi denesen? Beklentisiz olduğun her noktada çıkışa geçeceğin bir süreç olabilir. Beklentisiz noktaya yağabilir bütün yağmurlar ve şifa o yağmurda olabilir.

Dirildiğin an zamandan, kendini duymaya başlayacaksın. Attığında üstünden ölü toprağını, kendi yolunda koşacaksın ve hiçbir yola gözün bile kaymayacak bıraktığında rekabeti. Şimdi dirilme zamanı ve bütün geçmiş sıkıntılarından, kendine acımalarından, kendine sıkılmalarından özgürleşme zamanı. Artık bahanelerinden sıyrılma ve öncülüğünü gösterme zamanı. Güç sende, gücünü kimseye teslim etme. Sevgiler.

 

Facebook 31 Twitter 18 Linkedin 04 Tumblr 12