Koç Dolunayı

Koç Dolunayı

Eril ve Dişil enerjinin kavuşumu eşliğinde bir Dolunay yaşayacağız. Bu iki enerjinin dengeye oturması birçok şeyi değiştirebilir hayatınızda. Diğer yandan bu bir çarpışma da olabilir, hangisi ağır basarsa diğer tarafınız sıkışabilir. Baskı uygulayacak olan eril enerji olması mümkündür Koç dolunayında. Bu yüzdendir öfkenize, ani çıkışlarınıza dikkat etmeniz elzemdir bu dönem.

Öne Çık. İçinizde kopan fırtınaların, sessiz çığlıklarınızın gökyüzünde yankılandığını bilin. Öyle ki, bu gökyüzünden bütün insanlığa yayılan bir enerji olarak ortaya çıkıyor bu dönem. İçsel olarak sert bir dönemden, dışarıya açılmak için çırpınan bir döneme geçiş yapacağımız için dengede olmanız ve ne yaptığınızın farkında olmanız önemli.  Artık kabuğunuzdan sıyrılmalı ve öne çıkmalısınız. Gökyüzü bu süreçte harekete geçenlere destek olacaktır. Kendinizle olan savaşınızdan kurtulup, büyük bir atılım yapabilirsiniz.

Koç Dolunayının en büyük getirisi ilişkiler konusunda yaratacağı dönüşüm olacaktır. Bu ilişkide olduğunuz kişiyle olabilir, kendinizle olan ilişkiniz olabilir, ailenizle olan ilişkiniz olabilir. Hangi ilişkiniz olursa olsun bir dönüşüm içinde olacaksınızdır.

Değişken Duyu 2

Zehirlendik. Bilerek, istenerek ve bir plan dahilinde zehirlendik. Hissizleşmeye başlayan insanlık artık son demlerini yaşamakta. Ya da ilk demlerini. Bu büyük bir seçim sonucunda vuku bulacak.

Bu değişken duyu ile insanlık ayağa kalkabileceği gibi, kendini de yok edebilir. Son karar, son seçimin arefesinde olan insan, içindeki boşluğun bu dünyaya ait olmadığının idrağına vardığında büyük bir yıkım yaşayabilir. Hayatı boyunca farklı şeyler öğrenmiş, farklı şeyler duymuş ve farklı hayatlar yaşamış olan insanın, ilk defa kendi hayatını dizayn edebilecek kapasiteye ulaşabileceği bu sürecin nasıl şekil alacağına seçimleri yön verecektir.

Bir şeylerin değiştiğini hissediyorsunuz, ancak tam olarak büyük bir değişikliğin gelmediğini de biliyorsunuz. Yarın, yarın, yarın uyanacağım ve dünya bambaşka bir yer olacak diye uyuyor ve ‘dünün aynısı’ bir dünyaya uyanıyorsunuz. Çiseleyen bir havada yürüyorsunuz ve dünyanın size göre nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz, eve geliyorsunuz ve sosyal medyada bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Çok fazla düşünce, çok fazla ses ve çok fazla realitede sıkışıp kalmış insanı okuyorsunuz.

Değişken Duyu

Artık duymuyoruz. ‘Duyu’yoruz. Her zerremizde, her hücremizde, her atomumuzda, her frekansımızda, her titreşimimizde ve her yıldız tozumuzda ‘duyu’yoruz.

Bunun için çok uzun yollardan geldik. Çok engel aştık. Çok hırpalandık. Bir sabah uyandık umut kapladı içimizi. Bir sabah uyandık, karanlık bir umutsuzluk hakimdi zihnimizde. Ailemize yorduk, ilişkimize yorduk, dün çok yorulmuştuk bedenimize yorduk, çevremize yorduk. Yoruluyor muyduk? Duyu’yor muyduk yoksa? Neye hazırlanıyorduk? Nedir bu bilinmezlik hali, nedir bu kaygılanma hali? Neden idi bu dengesiz ruhsal durumlar? Harekete geçmeye karar vermişken, neydi bizi paçamızdan çekiştiren? Dünyanın öbür ucuna gitmek isterken, dünyanın öbür ucuna da gidilse  kendini geride bırakamayacak olmanın hapishanesinden kurtulamamak mıydı?

Hangi büyük kaçış kafanın içindeki hapishaneden kaçmanı sağlayabilirdi? Gerçeği bilmek? Gerçeğe vakıf olmak? Amacını bilmek? Başkalarının değil, kendi amacının peşinden gitmek? An? Hep an’da kalın deniyordu öyle ya. An’da kalabilirsen kurtulabilirdin belki de bütün kaygılarından. Ancak o ‘an’ zaman için yaşarken pek uğramıyordu değil mi? Hangi ilizyonun esiri olarak tutuluyorduk?

İnsan İnsan

İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim

Sıfat ile zat olmuşum
Kadr ile berat olmuşum
Hak ile vuslat olmuşum
Mihman nedir şimdi bildim

Muhyiddin A

 

Yüzleşme, YeniAy ve Yeni Süreç

Yüzleşme, YeniAy ve Yeni Süreç

Uzun bir 30 gün geçirdik. Yeryüzüne bağlanmak adına uzun bir 30 gün. Bağlantılarımız kesilmişti, bir yer arıyorduk, iç sıkılmaları, uyku halleri, her şeyden uzaklaşmak, kendine dönmek derken, bazı zamanlar depresyon, bazı dönemler içsel bir patlama yaşadık.  Dünya ise depremler ve kasırgalarla kendini yenileme içerisindeydi.

Ancak biz yeniye karşı dirençlerimizi kırma konusunda dünya kadar tecrübeli değiliz. Yeryüzü ve Gökyüzü birlikte hareket ederken biz hep ayrı tellerden çalıyoruz. Bu da kulağımıza hoş gelmiyor. Kendi müziğimizi unuttuk, frekansımızı unuttuk. Kendi sesimiz kulağımıza güzel gelmez oldu. Sabah uyandığımızda kafamızdaki düşünceler dünden kalma olmaya başladı. ‘Bütün gece uyudum, peki neden bütün gece koşturmuş gibi uyanıyorum.’ gibi cümleler fazlasıyla zihnimizde dolaştı. Odak sorunu fazlalaştı ve değişim yerine yerimizde saymayı seçmemizi isteyen düşünceler ordusu tarafından etrafımız sarıldı. Ortada hiçbir sorun yokmuş gibi görünse de, bir şekilde bizden bağımsız bir duygu kapladı bizleri. ‘Efendim bir sorun yaklaşıyor.’ ‘Çık dışarı’ demeyi beceremedik belki de. Hayatımızda birçok sorunla boğuşmuş olabiliriz,

Balık Dolunayı

Balık Dolunayı

‘Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var, çünkü çok kalabalık duygular içinden geçiyorum ve hangisi bana ait bilmiyorum’ süreci başlıyor. Bu dönem hangi duygularınız ortaya saçılıyorsa, bilin ki derinlerden geliyor. Öyle ki, sıkışan duygularınız rüyalarınızda ortaya çıkabilir. Duygusallığın doruklarında gezen ve insanlığın gittiği noktayı gören gözlerin, vicdanlara ‘harekete geç’ dediği bir süreç. Yazın hareketliliğinde dönüşümleri fark edemedik tam olarak, ancak şimdi durgunluğun ardından duyguların ortaya çıkmasıyla tam olarak nasıl dönüştüğümüz ile karşılaşacağız.

Bu Dolunayın ışığı ruhumuza dokunacaktır. Hangi geçmişin izi sizin yolunuzu kapatıyorsa, hangi insan sizin enerjinizi sömürüyorsa, hangi ortamlar size iyi gelmiyorsa bunlar çıkacaktır karşınıza. Kim sizin ruhunuza dokunuyorsa, gerçekten samimi kim ise size karşı ve yolunuza ışık olan kim ise o insanlara çekileceksiniz. Bazı zamanlar ‘Aman Allah’ım nasıl bir şey yaşıyorum ben’ şaşkınlığında olabilirsiniz. Bazı zamanlar ise ‘Bu yaşadığım şeyi ben hak etmedim’ diye düşünebilirsiniz. Ancak burada önemli olan hak ettiğiniz veya hak etmediğiniz değil, karşınıza çıkacak olayların sizi hangi yöne götürmek istediğidir.

Bölüm 3; Güneş Tutulması Farkediş

Bölüm 3; Güneş Tutulması Farkediş

Bir dönüm noktasındayız. O nokta tam olarak Güneş tutulmasının gölgesi olacaktır. Bir çağı kapatıyoruz hayatımızda, uzun zamandır bizi sıkıştıran, bizi yerle yeksan eden, insanlardan uzaklaştıran, kendimize yakınlaştıran, dönüşmemize aslında yardımcı olan fakat fark edemediğimiz uzun bir sürecin noktası koyuluyor.

Bu noktadan sonra yeni bir sayfa yazmaya başlayacağız hayatımızda. Bu sefer kendi cümlelerimiz olacak, çünkü fark edeceğiz kendimizi. Çünkü fark edilecek bendeki sen, sendeki ben. Önce bir his geldi yavaştan, hayatımızdan çıkması gerekenlerin, çıkması gerektiğini hissettik. Hayatımıza girmesi gerekenleri, geride bırakmamız gerekenleri, tutunduklarımızı, çıkamadığımız yolları, duraksadığımız anları hissettik. Ancak hissetmek insana hiçbir zaman yeterli gelmezdi. Bir algı geldi sonra. Hissettiklerimizin hangileri bize katkı, hangileri bize katkı değil algılamaya başladık. Kimlerin yolunda, kendi yolumuzu kaybettik, kimlerin cümlelerini kendi cümlemiz sandık, kimlerin hayatlarını kendimize uyarladık ve zamanın artık değiştiğini algıladık. Eski biz değildik ve artık eskide kalan minnetlerimiz, eskide kalan insanlarımız, eskide kalan muhabbetlerimiz artık bizimle değildi. Ancak hala onlara tutunmaya çalışıyorduk,

Bölüm 2: 8.8 Kapısı Algılayış.

Bölüm 2: 8.8 Kapısı Algılayış.

 

Sizi çağıran hangi kapıları kapattınız, ‘bana açılmamıştır’ özgüvensizliğinde? Hiç düşündünüz mü? Sizi kimler yetersiz hissettirdi? Kendinize ettiğiniz isyanları düşünün. Geçmişin kapısı kapanmakta. Son kez düşünün ve artık ardınızda sizi üşüten o kapıyı kapatın.

Dün gece itibariyle algılama kısmına geçtik. Bunu rüyalarımızda, uyandığımızdaki ruh halimizde, gün içindeki durgunluğumuzda, dalıp gitmelerimizde, boşluk hissinde görebiliriz. His olarak gelen bir sürecin, algılama kısmına geçtik. Güneş tutulmasına kadar bu algılamalar devam edecektir. Gün gelecek bir yazı göreceksiniz, gün gelecek hiç tanımadığınız biri gelip bir mesaj verecek. Bir gece rüyalarınızda açılacak o kapı, bir gün durakta beklerken dalıp gittiğiniz anlarda. Nerede ve nasıl açılacak bilemiyorum ancak bu 15 gün o açmaktan korktuğunuz, ardında ne olduğunu bilmediğiniz için geride durduğunuz, hayatınız boyunca duyduklarınız yüzünden açamadığınız, gözünüzü alan ışıklardan kaçındığınız, ‘ya daha kötü olursa’ diye kaygılandığınız ama aslında size ait olan o kapıyı tekrar göreceksiniz. Bir gün eşiniz bir cümle söyleyecek, bir gün iş arkadaşınız uyan diyecek,

Bölüm 1: Ay Tutulması Hissediş

Bölüm 1: Ay Tutulması Hissediş

 

‘Biz’e katkı olmak için ‘Ben’e ulaşmanın yolunda ilerleyen bireyleriz. Bize öğretilenlerden sıyrılıp yeni bilgileri özümsemeye çalışan zihnin arasında sıkışan düşüncelerimiz. Çevreden uzaklaşıp, kendimizle kalma hissiyatını yaşayamamamızın altında yatan o yalnızlık korkusu. O yalnızlık korkusunun aslında çevreye kendimizi kapattığımız için bizim gibi insanları görememizden kaynaklanması. Bunun oturması gereken dengeyi bir türlü bulamamamız.

Buna izin vermeyen, kalıplaşmış yargılardan sıyrılma özgürlüğüne doğru bir koşu içerisindeyiz. Bir şeylerin değiştiğini hissediyoruz, hayatımıza tam olarak entegre edemesek bile bir şeylerin değiştiğini özümsüyoruz. Kendimize itiraf edemesek bile bir şeylerin farklı olduğunun bilincindeyiz. Bilinçaltımızda belki de yıllardır uyuyan ancak hep bugünlere uyanmak için bekleyen heyecanlı düşünceler var. Bize katkısı olmayan her şey temizlenmekte. Bu temizlik aşamasında çektiğimiz bazı sıkıntılar (bedensel veya ruhsal) olduğunu fark ediyoruz. Bu durum herkeste farklı farklı evrelerde olsa da, hepimizin ortak noktası ve değişmeyen tek şey ‘değişim’. Düşüncelerimiz, duygularımız, yargılarımız, egomuz, benliğimiz, çevremiz, en önemlisi bakış açılarımız değişmekte. Enerjisel olarak uyumlanamadığımız her insan bizden uzaklaşırken,

Aslan Yeniayı

Aslan Yeniayı

Bazen acı çeke çeke, bazen güle oynaya dönüşüyoruz. Bir şekilde devam ediyoruz, her şey bitti derken, tekrar başlıyoruz. Yoruluyoruz, bıkıyoruz, öfkeleniyoruz, rahatsızlanıyoruz ama devam ediyoruz. Dünyanın doğumuna şahit oluyoruz. Bir nevi toprakla bir oluyoruz, ateşle bir oluyoruz, su ve hava ile bir olmayı deneyimliyoruz. Yormuyor mu? Sonuna kadar. Uyutmuyor, ağlatıyor, fiziksel ve ruhsal olarak kendi yaşından iki kat fazla yaşamış gibi hissettiriyor ama artık herkes bir şeyin farkındaki, devran dönüyor. Devran dönerken ya hortum gibi hepimizi içine çekecek, ya da bir yere tutunacağız ve bu tufanı da atlatacağız. Sevgiye tutunacağız, saygıya tutunacağız, vicdana tutunacağız, özgürlüğümüze tutunacağız ve bu tufanı da atlatacağız.

Maskeler düşüyor. Bu maske insanların takındığı ‘ben iyi bir insanım’ maskesi, bu maske ‘ben sizi düşünüyorum’ maskesi, bu maske ‘ben senin en iyi arkadaşınım’ maskesi ve bu maske ‘ben seni seviyorum’ maskesi. Hangi duygular gerçekçe bir bir ortaya çıkacaktır. Yalan duyguların duvara çarpacağı, yalan cümlelerin dile dolanacağı bir süreç.

Adalet

Adalet

Adalet. Çocukluğumdan beri peşinde koştuğumdu. Sokak köpeklerinin yaşama hakkıydı çocukken benim için adalet. Belediyelerle kavga ederdim. Neden köpekler sokakta kaldı diye zehirleniyor diye düşünürdüm, adil değildi bu, küçüktüm.  Okul başladı, neden öğretmen daha zeki diye sınıf arkadaşımı daha çok severdi, neden arkadaşımın ailesi okula bağış yapıyor diye o el üstünde tutulurdu. Neden arkadaşım kilolu diye tenefüslerde yalnız takılırdı ve bir şey istediğinde kimse kulak asmazdı. Ancak serseri çocuklar, güçlü çocuklar hep beraber gezerlerdi. Ezerlerdi herkesi ve kimsenin sesi çıkmazdı. Çocukluğumdan beri düşündüğüm idi benim için Adalet.

Sonra sokakta yatan insanlar gördüm, çok zengin insanlar da. Sahillerde öylece yatan insanlar ve yanından geçen insanlar gördüm. Herkes birbirine yardım etse kimse sokakta yatmaz diye düşünürdüm. Küçüktüm. Nerede bu adalet. Hep düşündüm.

Futbol oynadım yıllarca, sırf hocaya takım içinden haber götürmüyorum (ispiyon) diye elimden kaptanlığım alındı. Başka takımda, arkadaşlarım için bir konuşma yaptığım için kadro dışı bırakıldım. Adil olmak değil,